YOLCU DERGİSİ 79. YÜRÜYÜŞÜ: “YOLDAN ÇIK!”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-dergisi-79-kapak
BU SAYIDA;
DENEME VE ÖYKÜLERİ İLE;

*ömer idris akdin *mustafa uçurum *hamza çelenk *faik öcal *ali korkmaz *mustafa everdi *rıza kemal g. *banu özbek *hikmet kızıl *y. bilal aydeniz *faik adıyaman *d. ali sazkaya *ümit evran *yiğit yüce *metin kondel *aziz savaş *selçuk küpçük *mustafa oral

ŞİİRLERİYLE;
*bülent sönmez *selim nacar *nadir aşçı *davut güler *şahin eroğlu *mustafa yıldız *sümeyye gedizli *ismail aykanat *süleyman bozkurt

ÖMER İDRİS AKDİN ‘SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:
“Dün asabiyetin zehirli tılsımıyla vurdular bizi, bu gün din adına bağlanır dillerimiz. İktidarlara amade din birbirimizi yok etmemiz gerektiğini telkin eder. Mezhep ve meşrepler adına bilenir savaş baltaları. Hangi kutsala sarılmışsak o kutsal üzerinden karılıyor oyun. Hançeremizde tekbir sesleri ile firavunların ehramlarına taş taşınır. Kafirin silahı ile kafasına sıkan mücrimlerden başkası kalmaz geriye. Vurdukça ve vuruldukça küresel efendilerin enseleri kalınlaşır, kahkahaları daha bir gür çıkar. Kutsal cihadınız mübarek olsun. Dininiz hakkı için birbirinizi kesin ve satılmış ruhlarınıza atılan bir parça kemik olsun cennet.”

MECMUANIN ORTA YERİ’NDE SELÇUK KÜPÇÜK GÜVEN ADIGÜZEL’İ KONUŞTURDU:
“İbn-i Arabi, ‘Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Anadolu’yu kapsayan uzun bir seyahati sonrasında şöyle bir cümle kurar, ya da daha doğru bir ifadeyle şöyle bir cümlenin içinden geçer; “Seyahatim kendimden başka bir yerde vuku bulmadı” Bunu duyduğum ilk anda ağzımdan şu söz çıkmıştı; ‘içinden geçenleri’ söylemiş işte pir. İçimizden geçiyoruz. Evet, sorularım var, kendi sorularımın peşinden gidiyorum. Bütün yaptığımız iç dünyamızda -dış dünyaya nazar ederek- bir cevelan çabasıdır belki de.”

ALİ KORKMAZ “HALİ PÜR MALELİMİZE DEĞİNDİ:
“Okunan kitaplar İslami olmaktan ziyade İslami moda kapsamında yayınlanmaya başladı. Yükselen alimler, düşen alimler sınıflandırması yapılır oldu! Kıssacı ve hurafeci din adamları ile diğerleri karşı karşıya! Ümmetin derdine çözüm üretmek yok! Bin yıldır çözülemeyen konular hala revaçta… Din pazarlayıcı adamların önemli bir kısmı ya sermaye peşinde, ya da sermayenin emrinde!… Mustazaf pozisyonunda olanlar, bu Firavunların piramitlerine taş taşıyarak mutlu oluyorlar!”

MUSTAFA EVERDİ KİTAPLAR ARASINDA DOLAŞTI:
“Uykuları unutturan, kandilde biraz yağ varsa kendini okutturan kitaplarla. Tamamlanmış insan demek bir bakıma kitap. Görücüye çıkmış, yazanın müdahalesinden uzak bize teslim olmuştur. Elde somut bir şekilde tutulabilen, karıştırılan, altı çizilen sonra tekrar bakılabilen. Cimrinin paraya, uykusuzun yatağa, üşüyenin ateşe olan iştiyakı bizde kitaplara yönelik. Kitapların verdiği cüretle sanatsever ve düşünür bile olabiliyoruz. Etik, estetik ve hayal gücüne abanan bir açgözlülükle. Rahatlama ve gevşeme fırsatı tanımayız kendimize. Sürekli başımızı bileme taşlarına eğmeliyiz. Beynimizi bileylemek için. Kalp atışı gibi. Atar ve toplar damarların eylemliliği gibi zinde tutmalı bizi kitaplar.”

BANU ÖZBEK “ÖMRÜMÜZDEN BİR SENE”FİLMİNİ TAHLİL ETTİ:
” Aydınlanma tanrıdan boşaltılan yere insanı/aklı koyan ve böylelikle daha güzel, daha yaşanılır ve insanın daha da yüceltileceği bir dünya tasavvuruydu. Özne olan insan kaderini eline alacak hatta onu yeniden yazacaktı. Peki, tanrıdan boşaltılan yere insan/akıl geçti de ne oldu? Batı yasalarla insanı ve haklarını koruyabilecek hale geldi. Üstelik bu ötekine hayat hakkı tanımayan bir dünyaydı. En basit davranışlar için bile yasalar konulurken yasayla donanan birey –bombayla donanmış gibi sanki- başkalarının lehine feragati, diğerkâmlığı unuttu. İnsan adeta kötürüm kılındı. Öte tarafta yani batı dışında kalanlar ise en asgari yaşamsal vasatlardan mahrum. Birer istatistik. “Hani insan özneydi?”

HİKMET KIZIL “VEREMİN SANATA BULAŞMIŞLIĞINI” İRDELEDİ:
“Kafka, veremden ölmeden iki ay önce günlüğüne şunları yazar; “Sohbet ederken hiçbir şey öğrendiğim yok, çünkü verem üstüne konuşurken herkeste bir çekingenlik, kaçamak davranışlar ve donuk bakışlar ortaya çıkmakta.” Bu dert beni verem eder” türküsünü fena halde ciddiye almalıyız belki de. “Tabiplerde ilaç yoktur yarama” Avrupa’da roman ve şiirin bizde ise türkü ve sinemanın ‘konusu’ olan ince hastalık, pençesine aldığı Chopin, Moliere, Çehov ve Kafka gibi dehaların ebediyete göçmelerine sebep olmuş bir felakettir. Ruhu ve bedeni aynı anda esir alan bir felaket. Türk edebiyatında ise Memet Fuat, Cenap Şahabettin, Cahit Sıtkı Tarancı, Peyami Safa, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu gibi değerli kalemlerin veremle boğuşmuş isimler arasında olduklarını görüyoruz.”

*YOLCU DERGİSİ YAYIN ÜSSÜ:
*Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Mustafa ÖNER *Genel Yayın Yönetmeni Ömer İdris AKDİN *Yayın Danışmanları Ahmet USTA & Bülent SÖNMEZ *Yayın Koordinatörleri Bilal CAN & Eyyüp AKYÜZ *Editörler *Şiir Selçuk KÜPÇÜK *Öykü Dursun Ali SAZKAYA *Deneme Mustafa UÇURUM *Görsel Yönetim Ferhat KALENDER *E-İleti yolcudergisi@gmail.com *Seyyar Telefon: 0505 781 0 550 *Yönetim Yeri: Hançerli Mh. Abbasağa Sokak No.13 Samsun *Ankara Büro: Tuna Cd. Bulvar Pasajı No. 3/2 tel: 0 312 430 3 088 Kızılay *Abone olmak için; 30 TL’yi 12840289 nolu posta çeki hesabına Abdullah Özdemir adına yatırıp, yolcuabone@hotmail.com adresine bilgi vermeniz yeterlidir. *İki ayda bir yayınlanır. *Yayınlanan yazılardan okur da sorumludur. * Cezaevlerine ve garibanlara ücretsiz gönderilir. *Hediyesi 5 TL

YOLCU DERGİSİ 78. YÜRÜYÜŞÜ: “BARBARLARI BEKLERKEN”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu78-onBU SAYIDA:
*ömer idris akdin *rıza kemal g. *ismail aykanat *mustafa ışık *mustafa yıldız *meryem dalgıç *ali korkmaz *mehmet aycı *suavi kemal yazgıç *müştehir karakaya *alparslan akdağ *aydın uzkan *faik öcal *gülnur açcı *banu özbek *çağatay dörtyıldız *mehmet kaya *galip önlü *faik adıyaman *halime erdoğan *mustafa oral *metin kondel *özlem karaboyun *naman bakaç *ümit evran *aziz savaş *mücahit şentürk *dursun ali sazkaya *aydın hız *murat tartuk

ÖMER İDRİS AKDİN SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:
“Beytü’l Atik’in ve yoldaşı Beytü’l Makdis’in sahibi,
dünümüzün, bugünümüzün dahi yarınımızın
rabbi olan Allah’ımıza hamd ile başlarız.
İçimizde biriken sessizliğe,
dışımızdan yayılan sükunete,
varlığımızın amacına,
düşüncelerimizin karmaşasına:
Dört bucak yedi iklim kıtalar dolaşan,
esenliğini esenliğimizle karan rüzigarın Allah’ına hamd ile.

Kitabın kavline yaslayarak yüzümüzü
hangi peygamberin izine sürsek,
dağların ulusu, çöllerin sonsuzluğu
ve akıp giden ırmakların sarhoşluğu kalır geriye.
Bu yazgı, bizi birbirimizin kaderi yapan bu yazgı,
gözlerimizin önüne inen perde gibi yansısı.
Bütün adanmışlıkları toplasak her bir şeyi
cümlelerin kasılıp kaldığı berrak bir deniz belki,
hayır hayır yurtlarından sürülmüşler adına,
sözün muradını susmanın bedeli belleyenler,
sesleri ay ışığı belleğimize damlayan kadim bilgeler adına
yazmak yola çıkmaktır.”

HÜSEYİN AKIN VE MUSTAFA UÇURUM SÖYLEŞTİ:
HÜSEYİN AKIN: ” Ülkenin gidişatına şair dili rehberlik etmelidir. Politik dilin açtığı yaraları poetik dil iyileştirebilir ancak. Ne yazık ki şairlerin dili de artık savaşları bitirmek yerine başlar kestiriyor. Birbirlerine karşı kullandıkları dile bakarsak şairlerin dilleri testere gibi. Ülkenin gidişatına olumlu etki edebilecek mukavemete sahip değil. Birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var. ”
MUSTAFA UÇURUM: ” Şair; birebir çağının tanığı gibi, bir tarih yazıcısı gibi hareket etmemeli ama çağından da tamamen kopuk olmamalı diye düşünüyorum. Yıllar sonra bizlerin şiirlerine bir yerlerde rastlayacak birileri, bizim yaşadığımız dönemde ne olup bittiğinden az çok haberdar olabilmeli şiirimizi okuyunca. Bir dize bir mısra çok şey anlatır bazen.”

ALİ KORKMAZ, SATRANÇTA SİZİN TAŞINIZ HANGİSİ? SORUSUNA YANIT ARADI:
” Günümüzde devletlerin gittikçe daha da karmaşık bir şekilde yönetiliyor olması, devletlerin etkin ve acımasız dış siyaset ağında faaliyet göstermesi; devleti yöneten bir üst aklın oluşmasına ve buna göre her şeyin dizayn edilmesine neden olmaktadır. Bu anlayışa göre köklü bir geçmişi olan ve geleceğe ait umutları ve hedefleri bağrında bulunduran devlet mekanizması, bir seçim sonunda siyasete atılmış ve kazanmış bireylere teslim edilecek bir yapı değildir. Bilgi, birikim ve deneyim gerektiren devlet yönetimi bu nedenle “seçilmiş ve seçtirilmiş” kişiler eliyle yapılmaktadır. Hatta yönetimi oluşturacak iktidar ve muhalefet de düzenlenmekte, her biri satranç tahtasında verilen yetki ve özelliklerine göre oyunu tamamlamaktadırlar.”

MÜŞTEHİR KARAKAYA, “TAŞLARI BÜYÜLENMİŞ ŞEHRİ” YAZDI;
” Ey zaman! Sen farkındalığı ayağının altına alırsan, ayrıntıda boğulmayan safları da baş tacı edersin! Senin mizanın neden böyle çetrefil! Bahçede bir gül fidanı buldum. Yarısı pembe yarısı beyaz beyaz açmıştı. Onları kokladım. Kızılcık ağacına benzeyen ve meyveleri küçücük kırmızı kırmızı olan bir dikenli ağacın hemen dibindeydi bu güller… Kiminin boynu büküktü, kiminin dik… Beyaz bir güle dokunmadan eğilip öptüm…”

FAİK ÖCAL “UZAKTAKİ KAVUN KOKUSU” İLE GELDİ:
” Ne çok yalnızlık olmuşsun, uzaktaki. Ne çok kayıp ve sürgünlük… Ben bir eski zaman kaybı, kimselerin bilmediği, kimselerin tutamayacağı. Sen mülteci kalbi, hepten kendi kabuğuna çekilmiş, can damarından vurulmuş küheylan, suyolunu kaybetmiş ceylan, umut tacirlerinin eline düşmüş yetim bir gazel.”

BANU ÖZBEK KÜLT FİLM “FORCE MAJEURE- TURİST” İ YORUMLADI:
” Toplumsal roller de böyledir mesela. Annelik anneliktir, babalık babalık. Her iki rolde hata kabul etmez. Rolüne “turist” gibi kalakalmayı kaldıramaz. Anne babayı doğal kahramanlar yapan ana- babalık kalıplarına uymalarıdır. Yani doğalarının gereğini yerine getirmeleridir. Bu doğanın dışına çıkmadıkları sürece yaptıkları hatalar, yanlışlar affedilebilir. Yeter ki doğalarının dilerseniz toplumsal rollerinin aksine davranmasınlar. Bu doğada bir sızma, fire olduğunda sadece ana-babalıkları değil, insanlıkları da sorgulanır olur. Zira tabiatlarında bir bozulma, çürüme olduğu düşünülür.”

METİN KONDEL, “VATAN YAHUT KORSAN ADA” İLE KIBRIS’A GÖZ ATTI:
“Kıbrıs gerçekten de korsan bir ada. Eski Yunanlar gelmiş sulamış, Romalılar gelmiş sulamış, Cenevizliler Venedikliler, tapınak şövalyeleri gelmiş sulamış. Osmanlı da gelmiş doğal olarak o da düzenini kurmuş. Sonra İtalyanlar ve İngilizler gelmiş. Güney’deki Rumlarla ırki açıdan bir yakınlıkları olmamasına rağmen yeniden Yunanlılar tebelleş olmuş adaya. Son olarak Türk askeri gelmiş onlar da düzmüş bizimkileri. Dolayısıyla Metin ağabeyciğim piçiz biz, piç! ‘’ İlk fırsatta adadan kaçmaya çalışan Balık Ayhan tipli esmer bir Kıbrıslı işletmeci içini döküyor.”

NUMAN BAKAÇ, “NUSAYBİN: OĞUZ ATAY, KORKUYU BEKLERKEN VE ŞİDDET” ÜZERİNDEN KALBİMİZİN DOĞUSUNA DOKUNUYOR:
” Öyküdeki kahraman, günlerce yalnız başına eve hapsoluşunun mecburiyetinden-gelen gizli bir tehdit mektubundan dolayı kahraman evinin dışına çıkamıyordu-sayıklamalar içinde ayrıntılarla boğuşurken, çaresizlik girdabında debeleniyordu. Artık işin içinden çıkamayacağını anlayınca evi ateşe verip, kurtulmayı düşündü. Yani intihar girişiminde bulundu. Fakat son anda yerde gördüğü gazete kupüründeki haberden dolayı vazgeçti. Nusaybin’de Emin Öz(55) adındaki psikiyatrik rahatsızlıkları olduğu söylenen ve de hasta annesine evde bakmakla yükümlü olan kişi ise, tüm uğraşılara rağmen hasta annesini zorunlu ev hapsinden çıkaramayınca-muhtemelen silahlı çatışmaların yarattığı travmanın da etkisiyle- intihar girişiminde bulundu. Fakat Oğuz Atay’ın eserindeki kahraman gibi ölümden kurtulamaz. Ölüm onun bitişik komşusu olur.”

AZİZ SAVAŞ: “TAKVİM-ÜL EFKAR İÇİN, TAKVİM-ÜL LİSAN ZARURETTİR” CÜMLELER ÜZERİNDEN KURULAN DÜNYAYI ANLATTI:
” Evet, düşünceler ve duygular ne denli önemliyse, onlara zarf olan, onlara varlık veren kelimeler, dil ve üslup da bir o kadar önemlidir. Geçmişte de, literatür, dil, gramer, belagat, üslupçuluk, münekkidlik ve muharrirlik sanatı vardı. Her biri kendi alanında deha olan yüzlerce şahsiyet ve bunların eserleri ortaya çıkmıştı. Onları dahi ve erişilmez kılan ise, her biri farklı inanç ve kültür havzalarında bulunmalarına, farklı dünya görüşü ve değerlere sahip olmalarına rağmen, ilmin ve bilginin namusuna sahip çıkmaları, tefekkür ameliyesini ve ilmin onurunu hiç bir basit ve aşağılatıcı politik ve siyasi mülâhazaya, bireysel çıkar ve menfaate alet etmemeleri, çiğnetmemeleriydi.”

YOLCU 77: “DİCLE KENARINDA KURT KOYUNU YEDİKTEN SONRA”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-sayi-77
BU SAYIDA:
*ömer idris akdin *ahmet usta *müştehir karakaya *yaşar bedri özdemir *mustafa uçurum
*hamza çelenk *bilal can *atilla soykan *şeyma rukiye akçe *menderes gencer *bülent sönmez *suavi kemal yazgıç *mustafa oğuz *rıza kemal g. *ismail aykanat *tunay özer *mustafa yıldız
*faik öcal *banu özbek *osman atalay *şahin doğan *harun çelik *baran aydın *hikmet kızıl
*ismail korkmaz *ali korkmaz *dursun ali sazkaya *ali bedir *fatma küçüker *selçuk küpçük *m.erkam bülbül

ÖMER İDRİS AKDİN “SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:
” Şoka uğratılan toplumların normal şartlarda asla kabul etmeyecekleri dayatmaları, derin sarsıntılar sonucunda hiç bir tepki vermeden onaylayabilecekleri bir sürecin işlemesi teorisinin belki de en geniş laboratuarı, bizim de içinde yer aldığımız Ortadoğu’da kurulmaktadır. Son yüzyılını büyük alt üst oluşlarla geçiren bu coğrafya üzerinde kurulan yapay ve katı hiyerarşik düzen, bu düzenin organizatörleri tarafından bir başka açıdan biçimlendirilmek üzere yeniden kurgulanıyor. Üzerinde yaşayan halkların mezhebi-etnik sinir uçlarını harekete geçiren küresel mekanizma, gittikçe derinleşen krizlerin toplumları teslim alınacak noktaya varması için fazla aceleci değil. Kentlerin yaşadığı ağır yıkımlar, belleklerin oluşumunda önemli yeri olan tarihin yok edilmesi, elbette milyonlarca insanın ölümüne yol açan ve nesillerine travmayı miras olarak bırakan trajik şartlar… Bütün bunların toplamı ile varılmak istenen sonuç: Felaketin, küresel efendiler tarafından bahşedilecek “barış”la telafi edilmesi.”

MECMUANIN ORTA YERİNDE LÜTFİ BERGEN KONUŞTU:
“Ahlâk toplumsal bir tavırdır. Yani tek başınıza ahlâklı olamazsınız. Ahlâkınızı çıkaran bir toplum olmalı. Tek başına ümmet olan İbrahim (as) misafirleri (iki melek) gelince eliyle hayvan boğazlayıp ikram etmişti. Bu ahlâktır. Fütüvvet ahlâkıdır. Yolcuya zekât vermektir. İnsan Kur’an’da kâfir, zalim, kan dökücü, cahil, aceleci, hüsran içinde bir varlık sayılmıştır. Onu insan durumundan kurtaran ise nefs tezkiyesi değildir. Tam tersine kurtuluş basittir: “Verdikleri ahitlere riayet ederler”, “Emaneti ehline verirler”, “Zina etmezler”, “urf ile emrederler”, ila ahir.”

DERİN “YOLCU” AHMET USTA, “KELİMELERİNİ BİLEYENLERE” SESLENDİ:
Kelimeleriniz ne çok bilenmiş bayım, doğranmadık yerim kalmadı. Yıpranmış vakitlere söylenecek sözümüz olsun. Edep olsun sözümüzde. Bir kez de söz, utansın. Bir kez de kapının aralığından başını uzatıp çeksin. Estetik bir duruşumuz olsun istedik hep.”Estetik yahu” desin şeyhimiz. Süzülen bir kartal olmak isterdim bir kanadım doğu diğeri batı. İncir zeytin nedir? hüdhüd’ü bilir mi? şimdiki gençler . İmanın şartlarına gogılı da ekle bayım. Cürüm işlemek için oluşturduğum her teşekkül , cürmüm kadar yer yakmadı. Hadım edilmiş zamanlara geldik. Çatılacak bir kaşım kaldı dünyaya. Yoruldum kalbime saklanmaktan. Paslanmış uykulardan çıkardım kılıcımı, su verdim çeliğine, Ölüm dilini yuttuğu coğrafyamızda.(ölüm ölüm dediğin nedir gülüm). Ve bu alemde elalem olduk ya. En saf pusulamızın göstereceği kardeşliğimize de ateş açtılar ya.
BARAN AYDIN, ” FİLİSTİN MESELESİNDEN KÜRT ULUSALCILIĞINA KÜRT MAHALLESİNDE MÜSLÜMANLIĞIN ANATOMİSİ” ÜZERİNDE DURDU:
“Bölgede 90lı yıllarda PKK ile İslamcı bir gurup arasında silahlı çatışmalar başladığında artık Filistin meselesinden çok daha ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu anlamıştık. Filistin her ne kadar bizden bir parça idiyse de uzak bir belde ve sınır ötesinde idi. “Kahrolsun İsrail” demek; uzaktaki zalime küfürler savurmak kolaydı.. Şimdi bölgede silahlı unsurlar vardı ve burada “kahrolsun” diyebilmek o kadar kolay görünmüyordu.. Gerçeklerle yüzleşmek, İslami idealler ve inançların ciddi bir imtihanla yüzyüze gelmesi anlamına geliyordu.”

OSMAN ATALAY KIRIM TATARLARININ HÜZNÜNE DOKUNDU:
“Edirne’den itibaren tek umutları vagonların havalandırma pencerelerinin açılması ve bu sırada vagonlardan atlamaları sonucunda Türk yetkililerinin kendilerine yardım edeceğidir. Edirne’den Kars’a doğru tren yol almaya başladığında maalesef ne kapılar ne de pencereler açılır. Ankara bir yandan Rus baskısı diğer yandan son anda müttefikler yanında yer alabilme, saf tutma siyasetini Londra üzerinden kabul ettirme telaşındadır. Esir Tatarların durumu ise ikinci plandadır. Tren Kars’a doğru yaklaşırken, vagonlarda bulunan muhafız askerlere, “Ne olur bizi vurun Ruslara teslim etmeyin” çığlıkları yükselir. Ankara’dan subaylara verilen kesin emir bellidir. Tren Kars’ın Serder Abad Kızıl Çakçak baraj gölüne yaklaştığında kırılan vagon kapılarından 2 bin Kırımlı bu kez göle atlayarak intihar eder. Rus sınırına gelindiğinde ise 2 bin kişi Rus askerlerine teslim edilir ve Türk muhafızların gözü önünde teslim alındıkları yerde hemen infazları gerekleştirilir.”

İSMAİL KORKMAZ “MUTLAK ADALET”İ YAZMAYI DENEDİ:
“Bu durumda adalet kavramının seküler sistemler ya da ideolojiler tarafından mı yoksa teokratik sistemler ya da anlayışlar tarafından mı ilkesel olarak saptanacağının bilgisi önemli hale gelmektedir. Yani daha spesifik olarak söylemek gerekirse adalet kavramının epistemolojisinin ne içerdiği ve bu içeriğinin de ne olduğunun felsefi ya da sosyolojik analizinin yapılması zorunlu bir insani tecrübe olarak ortaya çıkmaktadır. Tanrının dinsel bildirimi ya da insanın tarihsel süreç içindeki kazanımları, adı her ne olursa olsun temelde insanın kendisinin olduğu bir değerler sisteminin evrensel terminoloji ile birlikteliği burada mihenk taşıdır.”

GEZGİNİMİZ HARUN ÇELİK “PARİS’E FRANSIZ KALAN FRANSIZLARI” İNCELEDİ:
“Halit, en büyük üzüntüsünü şöyle dile getiriyor: İslam’dan tamamen uzak, artık nerede ise esmer bir Fransız haline gelmiş gençlerimiz var. Onlar Fransızlar ile çok iyi, Fransızlar da onlardan memnun lakin bu tipler İslam’dan çok uzak. Bir diğer uç ise kendini tamamen Fransızlara ve Müslüman olmayan herkese kapatan, kendisi gibi olmayan herkese düşman olan bir kesim var. Bunlar da çok dindarlar ama tutucu ve her türlü diyaloğa kapalı tipler. Bu tiplerin sert ve kavgacı tavrı bizlere de olumsuz yansıyor. En çok üzüldüğüm şey, Fransızların birçoğunun dile getirmeseler de bize terörist ya da potansiyel terörist gözü ile bakmaları.”
*MÜŞTEHİR KARAKAYA *YAŞAR BEDRİ ÖZDEMİR *BİLAL CAN *ATİLLA SOYKAN *BÜLENT SÖNMEZ *SUAVİ KEMAL YAZGIÇ *MUSTAFA OĞUZ *İSMAİL AYKANAT *TUNAY ÖZER *MUSTAFA YILDIZ ŞİİRLERİYLE;
*MUSTAFA UÇURUM *HAMZA ÇELENK *ŞEYMA RUKİYE AKÇE *MENDERES GENCER *RIZA KEMAL G *FAİK ÖCAL *BANU ÖZBEK *HİKMET KIZIL *ALİ KORKMAZ *DURSUN ALİ SAZKAYA *ALİ BEDİR *FATMA KÜÇÜKER *M.ERKAM BÜLBÜL DENEME VE ÖYKÜLERİ İLE YÜRÜYÜŞÜMÜZE SOLUK VERDİ.

*Yolcu 77. sayısını Amerika yerli bölgesinde yaşayan muhterem halkımız Chiapas Kızılderililerine armağan etti.

YOLCU DERGİSİ 76. YÜRÜYÜŞÜ: “GÖKYÜZÜNE BAK!”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-sayi-75
YOLDAKİLER:
*ömer idris akdin *müştehir karakaya *mustafa yıldız *faik öcal *mir selim dağlı *ismail aykanat *şevket hüner *tayyip atmaca *banu özbek *rıza kemal g. *harun çelik *sümeyye çivici *ali korkmaz *yusuf bilal aydeniz *selçuk küpçük *ismail korkmaz *dursun ali sazkaya *aziz savaş *kamil yeşil *emsali karaduman *aydın uzkan *hamza çelenk *gülnu aşçı

ÖMER İDRİS AKDİN, ‘SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:
“Özellikle kadim coğrafyada süregelen kaos, meydana gelen kitlesel ölümler, bu toprakların insanının yeni düzen için terbiye edilmesi anlamını taşımaktadır. Dolayısı ile Tanrı iradesinin tecellisi karşısında kim ya da hangi düşünce-inanç tavır almışsa yok edilmesi müstahak olarak görüldü. Küresel sistemin kurucu ortakları için, kendi kutsanmış dünyaları dışındakilerin başına gelen musibetler (savaşlar-hak ihlalleri-toplu katliamlar) insan hakları kapsamında değerlendirilmemektedir. Çünkü bu topluluklar istenen insani düzeye ulaşamamış mahlukattan sayılmaktadır. Yoksa yakın bilgi olarak Irak ve Suriye’de milyonlarca insanın öldürülmesinin, Paris’te öldürülen 12 dergi çalışanı karşısında neyi ifade ettiği görülmektedir. Küresel sistemin zihinsel arka planı hangi kodlarla çalışmaktadır, bunu bilmek gerekir.”

ALİ SERENLİ ‘SAYFANIN ORTA YERİ’NDE KONUŞTURDU: PROF. DR. MUSTAFA ÖZTÜRK:
” Gelenekli olmanın yolu bugün bizimle özdeş hale gelen tarihselciliğe çıkar; gelenekçi olmanın yolları ise aslında bugün fiilî bir mezhepsizlik ya da binbir çeşit mezheplilik durumuna tekabül eden Ehl-i Sünnet müdaafiliğiyle birlikte kimi zaman Işidçiliğe, kimi zaman Buhârî hatimciliğine, kimi zaman “Allah ete kemiğe büründü, filan kişi olarak göründü” gibi mistik hezeyanları hakikat telakki etmek gibi marazi hallere çıkar. ”

EYYÜP AKYÜZ ‘KARŞI SORULAR’DA SORUŞTURDU:
“Aile, birinci dereceden deprem kuşağında bugün. Her gün büyük şiddetle sallanan bu çatının yıkılmaması için ne gibi tedbirler alınmalı?”
*kemal sayar, *mustafa ulusoy, *nuriye çeleğen, *zeynep delav, *fatih duman *ayten durmuş, *erol göka cevapladı.

ALİ VE İSMAİL KORKMAZ KARDEŞLER ‘MUHAFAZARLIK’ ÜZERİNE YAZDI:
“Bir zamanlar seküler kesim tarafından sosyal yaşam ve ekonomik sistemden dışlanmanın verdiği ezik günlere İslamcılar ve ezilen kitleler geri dönmek istememektedirler. Sistem değişmeyecekse bugünkü kazanımları kaybetmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Ezilen kesimler bu süreçte ekonomik ve sosyal kazanımlar üzerinden değerlendirme yaparak sonuca ulaşmaktadırlar. Rantın sıcaklığı, İslamcı kesimde İslam dinince yüklenen sorumluluk bilincinin önüne geçmiştir. Bu durum oldukça fazla üzüntü vericidir. İslamcı kanadın seküler sisteme alternatiflikle başlayan siyasal serüveni, muhafazakâr olmak gibi büyük bir yanlışa dönüşmüştür. Böylece İslami kültürün toplumsal yozlaşmayı önlemek için ortaya koymuş olduğu “dinin, aklın, nefsin, neslin ve malın muhafazası” arka plana itilmiş, muhafazakârlık boyut değiştirip sistemleştirilerek “kârın muhafazasına” dönüştürülmüştür. Ve ne yazık ki bu sefer gerçekten, “din elden gitmeye” başlamıştır…”

YOLCU DERGİSİ’NİN 76. SAYISI RASİM ÖZDENÖREN BEYEFENDİ’YE ARMAĞAN EDİLDİ.

 Sayfalar:   1  2  3  4  5 » ...  Sonuncu »