Yolcu’nun 99. Yürüyüşü: “Allah’tan Başka Galip Yoktur!”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-sayi-99
Yoldakiler:
*ömer idris akdin *cahit koytak *faik öcal *aykağan yüce *banu özbek *duran çetin *ömer vural *mehmet aycı *ismail delihasan *davut güler *ismail aykanat *faik öcal *mustafa everdi *mustafa uçurum *mehmet şamil *çağatay hakan gürkan *recep şen *yaşar bedri özdemir *furkan demir *murat sayımlar *lütfi bergen *bülent sönmez *mehmet özger *bünyamin Doğruer *erdem kıralı *hikmet kızıl *naman bakaç *mustafa ışık *mesut yokuş *ulus çeliker *mehmet zeki dinçarslan *fatih tezce *akif dut *şevket hüner *arif arcan *ilyas sucu *ali fırat *ali korkmaz

*Ömer İdris Akdin Seyir Defteri’ne yazdı:
“Nereye dokunsan kandan bir iz taşıyan ellerini bu coğrafyanın kaderi olarak belletmek isteyenlerin tedrisine kulak asmayacaksın. Çünkü karanlığa en koyu karanlığa yaklaşıyorsun. Biraz daha acı örselenmiş ruhuna daha fazla zarar veremeyecek. Doğudan yükselen ışığın en son noktası sende mukim. Ötesi yok. Ötesi Yec’üc Mec’üc. Ötesi kirli angarya. Ötesi Cehennem’in dibi!”

*Banu Özbek; Roma filmini irdeledi:
“Tarih olarak 1970- 71 yılları Meksika’sında geçen film, dönemin siyasi olaylarını, sınıfsal hiyerarşiyi, günlük hayatla iç içe işler. Filmin isminin “Roma”, mahallenin Roma mahallesi olması ironiktir aslında. Kadınlar ve çocukların ikinci sınıf kabul edildiği Antik Roma dönemlerinden beri değişen bir şey olmadığını anlatır sanki filmin ismi.”

*Mustafa Everdi; Yeni başlangıçlara değindi:
“İnsanın ülkesinden soğuması, burada kalmasının hiçbir şeyi değiştiremeyeceği karamsarlığından doğar. Vatan anlamsız, kıstırılmış bir hayatı yaşamaya zorlayan bir kapana dönüşür bu insanlara. Boşunalık duygusu yaygın bir iklime kapı aralar. Hem bireysel hem toplumsal ümitsizlik sarar insanları.”

*Furkan Demir; Eski ve yeni arasında edebiyat ve toplumdaki değişimin peşine düştü:
“Canterbury Hikayeleri ve Don Quijote, Ortaçağ’ın köhnemiş kurumlarından şövalyeliği çeşitli yönleriyle eleştirirken oldukça mahirdir. Bu yergi, feodalizmden tüccar sınıfının öne çıkacağı merkantalizme adım atacak yeni dünyanın habercisidir.”

*Lütfi Bergen; Medine bağlamında şehrin ruhuna dokundu:
“Modern kentsel mekân formlarında yaşamayı daha da derinleştirme ve genişletme çabasıyla hareket eden Müslüman kitlelerin “erdemli toplum” inşa etme kaygısını giderek terk ettiği söylenebilecektir. Dolayısıyla halen yaşadığımız kentsel mekân formlarının insanları belirlediği hususu çok az kişi tarafından algılanabilmektedir.”

*Mehmet Özger; Eros’tan Fuzuli’ye ıstırabın izini sürdü:
“Aşk, bir terk etme sanatıdır. Kişi, kendi konforunu, hayat felsefesini, her şeyden önce benliğini terk etmelidir ki ötekinde var olabilsin. Kapitalist sistemde özne, çoğu zaman sadece “çıplak yaşam” adına köle olmaya razıdır.”

*Naman Bakaç; Cezaevleri ve roman üzerine kalem oynattı:
“Bireyin o mekânı girmesi gerekmez, bazen girmiş olanları anlamak, onlara değer vermek ve mağduriyetlerine bir nebze olsun merhem olmak için cezaevi üzerine yazılan eserleri okumak, onlara el atmak insani, ahlaki, vicdanı bir sorumluluğumuz olsa gerek? Zira romanlar da cezaevine düşer, insanoğlu gibi.”

*Ulus Çeliker; New Age dini akımlara göz attı:
“Yeni Dini Hareketler (YDH) “modernite” ye bir tepki olarak doğmasına rağmen aynı zamanda “modern” bir tepkidir. Modern krizleri yaşayanlar çözümü Doğu’da aramaya başlamışlar. Hinduizm ve Budizm çözüm olarak görülmüştür. Karma bir yapısı vardır. Ve insanları manevi buhrandan kurtarma iddiasındadır.”

*Arif Arcan ve Şevket Hüner; resimli yazılarına devam etti:
“Kafesinden kaçabilmeyi becerebilmiş bir dostum anlatmıştı. Kafes sahibi bir haminne çıkışmış bizimkine. ‘Sürekli öterek başımı ağrıtıyorsun. Artık sus biraz.’ Kuş uykusundan uyanır uyanmaz ötüşürüz biz. Hırçınız, asabiyiz. ‘Sal beni, sen de kurtul ben de’ demiş ama insanoğlu kuş dilin bilmez ki.”

*İlyas Sucu; Fransız Devrimi’ni analiz etti:
“19. yüzyılı ve yakın bir çağı başlatan olay olarak Fransız Devrimi, Taine’nin deyişiyle “Roma’nın düşüşünden sonra Avrupa tarihindeki en önemli hadise” ve aynı zamanda Batı tarihinin “ilk büyük ideolojik devrimi”dir.”

98. Yürüyüşünde Yolcu: “BAŞKASININ DERİNLİĞİ İLE OYNAMA!”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu dergisi sayı 98

98. Yürüyüşünde Yolcu:

“BAŞKASININ DERİNLİĞİ İLE OYNAMA!”

*Yoldakiler:

*ömer idris akdin *cahit koytak *faik öcal *atasoy Müftüoğlu *ali fırat *mustafa Karaosmanoğlu *mehmet aycı *fatih tuzcu *kerem yılmaz *tayyip atmaca *mustafa everdi *ahmet sezgin *cengizhan konuş *eyyüp akyüz *şevket hüner *arif arcan *mehmet zeki dinçarslan *rabia gelincik *hikmet kızıl *yaşar bedri özdemir *gökhan akçiçek *mükerrem çöne *fatma serenli *barış dalkılıç *kadir özsöz *fadıl karlıdağ *duran çetin *ömer vural *ismail delihasan *ahmet seven *mehmet aktaş *ali korkmaz

*Seyir Defteri’ni Ömer İdris Akdin yazdı: “Uzun yıllar sustu Sayın Pakdil. Bu susku umutsuz ve geri çekilme değildi. Dervişçe, sözce, inanmışça bir duruşu kalbinde saklıyordu. İnsanı savunuyordu insana karşı. İnsanı yani eşref-i mahlûkatı… “Benim devrimciliğimin temelini, İslâm dinine olan sarsılmaz bağlılığım oluşturur.” demişti bir keresinde. Bizim için de kapısında duracağımız bir tarif olacaktı bu. Neden büyük boy bir dergi çıkarıyorsunuz? Nasıl bu kadar içten bir tarz oluşturdunuz sorularına vereceğimiz en güzel cevap Pakdil Usta’nın dergâhında harlanmamız olacaktır.”

*Orta Sahife Söyleşisi’nde Münevver Saral, Ercan Kesal’ı konuşturdu: ”Yazmanın iki ucu vardır, birisi esin diğeri zanaat. Esin içinize doğan bir şey bu anlaşılabilir ama zanaat meselesi baştan sona usta-çırak geleneğidir. Sizden öncekilerin yazdıklarını okumadan nereye gidebilirsiniz? Bu yüzden yazma serüveni sizden öncekilerin birikimine sahip çıkarak ve çoğu zaman onları taklit ederek başlayan bir yolculuktur.”

*Atasoy Müftüoğlu, ‘Dünyaya ve Hayata Yabancılaşmak’ üzerine yazdı: “Bir toplumun- halkın zorla yabancı bir dünya görüşünü, aidiyet ve tabiyetini seçmek zorunda bırakılması demek, ilgili toplumun kendisini İslami anlamda tasavvur ve tahayyül iradesini/bilincini kaybetmesi demektir. Günümüz dünyasında İslam her alanda tehdit ediliyor, kısıtlanıyor, engelleniyor. Kısıtlanan, engellenen ve kendisi olma iradesini kaybeden varoluşların özgürlüklerinden söz edilemez.”

*Mustafa Karaosmanoğlu Çeşmeler üzerinden bir analiz yazısı kaleme aldı: “Bizim medeniyetimizin bir su medeniyeti olduğu çok çabuk unutulmuş durumda, suyu atomlarına ayırıp bilimsel bir nesne haline getirenler elbette ki çeşmenin ne olduğunu gerektiği gibi anlayamayacaklardır. Bizler insan olarak nesne ile aramızda bir ünsiyet bağı oluşturur ve o nesneyi, nesne olmaklığının ötesinde değerlerle dolu, geçmişimizi bir dil olarak kuşanan, üzerine farklılıklar yüklediğimiz bir alana taşırız.”

*Mustafa Everdi, Doğu-Batı Eksenindeki sanat ve düşünceye değildi: “Bugün bu tek yanlı ve doğu sefalet içinde gibi bir bakışın ötesinde ilgi ve beklenti var Batıda. Bu nedenle doğudan gelen yazar ve hikâyeler onlara yepyeni ufuklar açıyor.”

*Ahmet Sezgin “Nuri Pakdil- Son Devrimci” ile ilgili izlenimlerini aktardı: “Yedi Güzel Adam”dan biri olan Şair-Yazar-Düşünür Nuri Pakdil, her tarafı kitaplarla dolu büyük bir salonda, bir koltukta derin bir tefekkür halinde oturuyordu. Tebessüm ve saygıyla selam verdik üstada. Yavaşça başını kaldırıp “Aleykümselâm, hoş geldiniz efendim.” dedi. Kendimizi tanıttık. “Nasılsınız üstadım?” diye hal hatır sorduk. “Elhamdülillah.” dedi. Kahverengi ceketi ve özenle taranmış uzun ve ak saçlarıyla şık görünümdeydi ama ruh hali “sükût sûretinde”ydi yine sanki.”

*Arif Arcan ve Şevket Hüner, fotoğraf okumalarını sürdürdü: “Ortada bir gerçek yok ama rivayetler muhtelif: “Vatansızlığı bir erdem olarak sunan genç adamın bu eylemi neden hala aydınlatılamadı sorusu vatandaşın aklını kurcalıyor. Güpegündüz sınır devriyelerinin gözü önünde cereyan eden bu menfur eylemin ardında kimler var?” (A.A) “Birileri bir sınır çizip; ‘Sizin artık buralarda yaşamaya hakkınız yok. Artık bize uymuyorsunuz, bizden değilsiniz deyince ‘uygun olana’ hicret edenler, hicret ettikleri yerlerde bir ‘uyumlaştırma’ ameliyesi yani vatandaşlığa tabi tutulurlar. Allah’ın arzının genişliğini önemsemeyenler toprağından ayrılmamak için her türlü zulme rıza göstermesine rağmen aşağılanırlar.”(Ş.H)

*Gökhan Akçiçek, kıyıdaki insanların izini sürmeye devam etti: “Buyrukçu’nun şiirimizdeki karşılığı Behçet Necatigil’dir desek yerinde bir saptama olur. Türk öykü geleneğinin içinde kendine has bir yer edinmiştir Buyrukcu. İlk baştan, okumaları sürdükçe ne yapacağını ve ne yapmak istediğini hissetmiş, bunu günün moda akımlarına, kaleminin tercihine bırakmamıştır.”

*Kadir Özsöz, linç kültürüne araştırdı: “Anlam, hayata tutunabileceğimiz yegâne tutamaktır. Anlamsızlık boşluktur. Anlam yoksa insan yok gibidir. Çünkü insan, anlam yükleyen varlıktır. Anlam arayışı istikametini kaybettiği zaman acayip görüngüleri olur. Sanal kitleler çağında bu görüngü linç ile yaygınlaşmaktadır.”

*Ahmet Seven, pehlivan tefrikalarının esas adamını inceledi: “O dönemde Yaşar Doğu’yu yenmek şöyle dursun onunla karşılaşma yapan rakipleri bile bundan gurur duyuyordu. Mısırlı Milli Güreşçi Adil Mustafa 1948 Londra Olimpiyatlarında Yaşar Doğu ile karşılaşma yapıp onun karşısında emsallerine göre birkaç dakika fazla dayanabilmesinin bile Mısır’da kahramanlar gibi karşılanmasına yettiğini anlatmıştı.”

97. Yürüyüşünde Yolcu: “NEYE YARAR; DÜNYALARI KAZANIP KAYBETTİYSEN RUHUNU”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-dergisi-sayi-96

YÜRÜYENLER:
*ömer idris akdin *cahit koytak *sadık yalsızuçanlar *bilal can *eyyüp akyüz *mustafa everdi *yasin mortaş *fatih tezce *faik öcal *erhan çamurcu *mustafa yıldız *duran çetin *bülent sönmez *yahya burak gül *sümeyye yüksel Üstündağ *aykağan yüce *olgun Albayrak *sultan alak *mustafa uçurum *ibrahim Öztürk *ömer vural *gökhan akçiçek *müştehir karakaya *murat sayımlar *mehmet zeki dinçarslan *şevket hüner *arif arcan *ali fırat *yıldırım beşkardeş *hikmet kızıl *lütfi bergen *ismail delihasan *ilyas sucu *mehmet aktaş *bünyamin Doğruer *ali korkmaz

*Ömer İdris Akdin ‘Seyir Defteri’ni yazdı:
“Markalar ve imajlar kapitalizme uygun hale getirilecek olan aklın törpüleridir. Önce duygular manipüle edilir sonra akıl usulüne uygun şekillendirilir. Artık insanoğlu birbirini görmemeye, birbirini anlamamaya başlar. Bunun için hep bir aracıya ihtiyaç duyar. Duyuşsal ve bilişsel köprüleri kurma işi kapitalizm tarafından yerine getirilir. Annenizin, babanızın eşinizin ya da çocuklarınızın gözlerine bir dakika bile bakmaya tenezzül etmezsiniz ama cep telefonuna saatlerce bakabilirsiniz. İşte size özgür ve iplerinde kurtarılmış insan!”
*Orta Sahife’de Yunus Nadir Erarslan, Cahit Efgan Akgül tarafından konuşturuldu:
“Bana kalırsa düzen değişmedi. Eski düzenin üstüne kat çıktılar sadece. Düzenin adamlarına gelince, eski düzenin adamlarının çoğu emekli oldu, bir kısmı da öldü. Şimdi onların çocukları bu makyajlı düzenin adamları oldu.”

*Mustafa Everdi ‘Bulunmaz Hint Kumaşı ve İngiliz ’hinliğine değindi:
“Hint kumaşı tarihin her döneminde asillerin ve hacıların giysilerinin yapıldığı kumaş. Elle dokunan ipekten imal edilen bir altın aslında. Tanrının ipeğinden dokunan khadi kumaşı. Çinlilerden öğrendikleri ipek üretimi, Hintlilerde sadece iç pazarda satılmıyordu. Çin tarih boyunca dünyaya kapalı kalırken Hindistan Büyük İskender’den bu yana dünyanın ilgisini çekmişti. Çünkü Hindistan dünyaya felsefe ve düşünce okulları, tasavvuf ekolleri ile seslenme üstünlüğüne sahipti. Bu kumaş kışın sıcak yazın da serin tutardı.”

*Gökhan Akçiçek, Kayıp Şair Selim Saraç ilginç öyküsünü kaleme aldı:
“Selim Saraç şiirlerinde kullandığı mahlası ile Siret Saba, hep gurbette olması nedeniyle akraba kızlarından -o sırada bir öğretmenle nişanlı- Melike’yi ancak liseyi bitirdiği günlerde görebiliyor. Nişanlı akraba kızına daha ilk görüşte deyim yerinde ise vuruluyor. Bir surete âşık oluruz hep.”

*Lütfi Bergen, ‘Bir Tanrı Dili Olarak Türkçe’yi irdeledi:
“Birileri şunu söyleyebilir: “Allah kulları arasında ayrım yapmaz ve takvadan başka şeye üstünlük tanımaz.” Ben de tam anlamıyla bunu ifade etmiş oluyorum: Türkçe, insanlık içinde sadece bu dili kullananların seciyesine uygun olarak takva sahiplerinin konuşmalarını sağlamak için yaratıldı.”

*İlyas Sucu, ‘Modernleşmenin Teolojisi’ni aramaya koyuldu:
“Modernleşmeyi sadece tarımdan sanayiye ve kırdan kente doğru evirilen toplumsal bir dönüşüm üzerinden okumak yanlış olmasa bile eksik bir okuma olacaktır. Çünkü modernleşmenin aynı zamanda ideolojik bir boyutu vardır ki bu da bizi ideolojik modernleşmeye götürür. Bu ise dinin medeniyete (civilization), Ortaçağ Hristiyan medeniyetinin Yeniçağ Avrupa medeniyetine dönüşümüdür.”

*Ali Korkmaz, ‘Alironik Yazıları’na ‘Adaletin Bu mu Dünya?’ üzerinden devam etti:
“adalet, rakibin hakkını teslim etmektir… adalet, kaybedeceğini bildiğin yarışta rakibe çelme takmamaktır… adalet, güçlünün değil haklının yanında olmaktır… adalet, güçsüz iken değil güç elinde iken de adil olmaktır.”

96. Yolcu: “Hırçın bir rüzgar/ Ulu dağlara ses veriyor gibi”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-dergisi-sayi-96

Kim Var?
*ömer idris akdin *müştehir karakaya *faik öcal *ali fırat *rabia gelincik *ömer vural *mehmet aycı *mehmet şamil *kerem yılmaz *kerim aral *bülent sönmez *ali korkmaz *banu özbek *musa avcı *fatih tezce *yahya burak gül *rıza kemal g. *ismail delihasan *murat sayımlar *mustafa uçurum *mustafa karaosmanoğlu *ümit polat *süheyla altınkaya turan *şevket hüner *aykağan yüce *nur durur *hatice kübra şengül *gökhan akçiçek*hamza çelenk *mustafa everdi *mustafa alagöz *fatma serenli *ilyas sucu *mehmet kaplan *mustafa ışık

Ne Var?
*Seyir Defteri’ni Ömer İdris Akdin bağladı:
“Zihinlere kodlanan ‘geri kalmışlık’ sendromu bir an önce ‘ileri toplumların’ seviyesini yakalamak için inanma ve adanma biçimlerimizi sorgulamamızı salık veriyor. Bunu da ‘evrensel değerlere katılım’ formu içerisinde kolayca içselleştirebiliyoruz. Kimse dönüp sormuyor bile bu evrensel değerleri kimler ve nasıl bir dünya kurmak adına vazediyor.”

*Ali Korkmaz “Sömürgenlerin Dünyası”na bir bakış attı:
“sor bakalım ben niçin yaptım” sözü sömürünün temel mantığıdır… İnsanların çoğalması ve farklı meslekler icra etmesi, sömürüden kazanılan artı değerin sınıflar arasında oransal dağılımını ve alt sınıflar üzerinde sömürünün yasallaşmasını sağlamıştır…”

*Banu Özbek, “Güvercin Hırsızları”nın peşine düştü:
“İnsan insana yaklaştıkça buzları erir. Yargılar, intikam arzusu, kızgınlık, öfke, bu hisleri duyduğumuz kişiye/kişilere yaklaştıkça ivme kaybeder. Hikâyesini bildiğimiz insanı yargılarken hukuktan, öç alma duygularımızdan, kızgınlıklarımızdan, iddialarımızdan başka bir duygu daha çalıştırırız. Bu duygu biz istesek de istemesek de çalışır: Vicdan.”

*Murat Sayımlar, “Ölü Taklidi Yapmanın” ne menem şey olduğunu inceledi:
“Ölü taklidi yapmak bir yöntemdir. Anlık ve zanni, işe yararlık duygusu sağlayabilir. Ancak gerçekte bir işe yaramaz. Zira, hayatın esasını, gayri iradi fıtri hükümler inşa ettiği için; insanoğlunun iradi çerçevesinin de buna uygun inşa edilmiş olması gerekmektedir. Bu sayede, insan için gayri iradi ve iradi alandaki hükümler aynı kökten olunca; bu dünyadaki varlık nedenini tahakkuk ettirmek, gerçek hayatındaki durumunu da güçlendirmek imkanını elde edebilir. Ölü taklidi yapmak bunların tamamını kadük bırakan bir korkaklık, sorumsuzluk ve blokaj halidir.”

*Mustafa Karaosmanoğlu bir zarif insanı şiir inceliğinde işledi:
“Bütün bunlarla birlikte o zor bir şairdir Cahit Ağabey; içinde büyüttüğü kelimeleri kendisinin özel mükiyetine dahil ederek, şiire bir başka cepheden yaklaşır. O adeta hem kendisiyle ve hem de dünyayla adı konulmamış bir savaşım vererek kendini zuhurat âlemine kabullendirir. Ama bu, öyle sanıldığı gibi gürültülü bir şey değildir. Belki gürültülüdür ama onun gürültüsü dışarıdan duyulmaz, o gürültü patırtı, kendi içinde açtığı alanda kendi kendini ne kadar yaraladığının gürültü patırtısıdır ve bu da doğal olarak herkes tarafından duyulur değildir. Onun yaraları herkeslerin göremeyeceği kadar aşikardır.

*Gökhan Akçiçek, Sakallı Celal’in ilginç dünyasında seyrü sefer eyledi:
“Eserleri ile değilse de filozof yönü ile hafızalara kazınan Sakallı Celal, çokça duyduğumuz ama kime ait olduğunu unuttuğumuz şu sözlerin de sahibidir: “Meşrutiyet ilan ettik olmadı, Cumhuriyeti getirdik, gene olmadı. Bir de ciddiyeti deneyelim.”, “Testinin de ağzı var, konuşuyor mu? Masanın da bacağı var, yürüyor mu?”, “Türkiye’de aydın geçinenler doğu’ya doğru seyreden bir geminin güvertesinde batı yönünde koşturarak batılılaştıklarını sanırlar.”

*Lütfi Bergen, Eski Türklerde başlık parası, İslam’da mehirin ne yakasında durur, sorusuna cevap aradı:
““Başlık parası” ya da “kalın” uygulamasını eski şeriatlardan gelen ve aile düzenini tesis eden “töre-yasa” saymak mümkündür.”

*Mehmet Kaplan, seksenlerin Samsun’undaki öğrenci yaşamını “Ekrem Abi” üzerinden anlattı:
“Samsun’a, üniversiteye ilk gittiğim yıllarda tanıdım Ekrem Abi’yi. Okulun çay ocağında tanışmıştık. Sessizdi. Konuşmayı çok sevmiyordu. Onu tanıdıkça, hayranlığım ve sevgim hep artmıştı. Bana, kitabı, okumayı ve de şiiri sevdiren güzel abim. Çok zaman, kaldığı eve gider, yanında kalırdım. Çok okurdu. Geceleri çay demler, saatlerce oturur, okuduğu bir kitabı öyle heyecanla anlatırdı ki, âdeta yaşardı.”

 Sayfalar:   1  2  3  4  5 » ...  Sonuncu »