YOL VE KAVİL – DENEMELER - Bir Ferhat Kalender yapımı -

Kategorilenmemiş by Yolcu Dergisi 1 yorum »


yol-ve-kavil-kapak-sml

Rahatsız etmiyorsa nedir ki söz? Hikmetin, hakikatin ve bilincin üstündeki perdeyi aralayamıyorsa nedir ki söz? Dünyayı, bilimi, kültürü ve varlığı saptırılmış anlamlarından arındırarak ilahi hikmet çerçevesinde yeniden tanımlayamıyorsa nedir ki söz? Kökeninde Allah’a karşı başkaldırıyla yeryüzünü ifsada uğratmayı yol edinmiş ve hayatı tehdit eden modern illüzyonları fark ettirmiyorsa nedir ki söz? Aşka, öfkeye ve inanca kapı aralamıyorsa nedir ki söz? Omurgasızlaştırma politikalarına ve kirletilmiş bilgiyle bilinci deforme etmeye dönük çabalara dikkat çekmiyorsa nedir ki söz?

KİTAP ÇIKTI!

O’na ithafen (Ferhat Kalender deyişi)

Kategorilenmemiş by Yolcu Dergisi 3 yorum »

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Etiketler:

Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir - 6

Kategorilenmemiş by Sıddık Akbayır yorum yok »

OTUZ İKİ KISIM TEKMİLİ BİRDEN:
A. CAHİT ZARİFOĞLU

Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

1. ‘Kafkasya’dan esen bir rüzgâr’ın Ma-raş’taki serinliğidir. Fransızca, Farsça, Arapça bilen; Nakşî tarikatına bağlı, Fuzu-li’den gazeller okuyabilen; öğretmenlik, defterdarlıkta memurluk, hakimlik yapan; dört kez evlenen bir babanın oğludur. Evde, annesinin yanında hep ikinci bir kadın vardır.  Yalnızlığı ve sessizliği sevmesi o yıllara rastlar. Hayattan kaçıp sanata sığınan bütün çocuklar gibi ‘yazı’yı  arkadaş edinir.
2. Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, Maraş Lisesi’nde, yani taşranın o buğulu ve sıkıcı ortamında, atak bir gençken, bilmeden, tanımadan, yani farkında olmadan Rilke’ye uyar ve sorar: “Yazmak zorunda mıyım?”. Yanıt, çok kesin bir ‘evet’tir.
3. Tevârüs edilmemiş bir asaleti ve doğuştan artistliği  vardır. Necip Fazıl ona ‘artist’ der. Necip Fazıl’ın evinde bir sohbet top-lantısı vardır. Birkaç cümleden   sonra ‘Ki-taplarınıza bakabilir miyim?’ diye N. Fazıl’ın sözünü keser. Sıkılmıştır.  Kitapların azlığıyla şaşırır. Plakları karıştırır. N. Fa-zıl’ın sözünü yine keser: ‘Efendim, hangi müzisyenleri seviyorsunuz?’ diye sorar. N. Fazıl, ‘Betoven’ dedikten sonra biraz şaş-kın, biraz öfkeli, biraz hoşgörülü bir tonla: ‘Burada muhteşem bir konser icra ediliyor, sen orada notalarla meşgul-sün.’dedikten sonra ‘Artist’ sözünü ekler.
4. Evlerinde Dostoyevski, Balzac, Cervantes kitaplarıyla dolu bir kütüphane yoktur. 25 yaşına kadar kitabı yayımlanmış tek bir şair bile görmemiştir. Ancak,  Rilke gibi dizeler yazar… İkinci Yeni’yi çağrıştıran, gizli ve karanlık dizeler… İşin garibi daha çok gençtir ve  ne Rilke’yi okumuştur ne Pazar Postası’nı biliyordur, ne de İkinci Yeni’yi..
5. Nuri Pakdil’le başlayan bir gelenek, Zarifoğlu, Rasim Özdenören ve Erdem Bayazıt’la devam eder: Dergi çıkarmak! Maraş Lisesi’nde bir edebiyat dergisi çıkarır. Maraşlı genç şairleri örgütler. Ne Türk Edebiyatı tarihinin tozlu sayfalarına dalar, ne de edebiyat aleminin dedikodularına…  Lise yıllarında sessizliğinden başka bir özelliği yoktur. Bu filozofça sessizliğin ona getirdiği ad Aristo’dur.          Devamını oku »

VAADİN ON GÜNÜ

Kategorilenmemiş by Ömer İdris Akdin yorum yok »

1. GÜN
Günlerdir þekilden þekle giren ellerimi seyrediyorum. Ýlk kez ’ses’i hissettiðimde de böyle garip olmuþtum. Nasýl da korkutucuydu. Sanki uzaklardan çoðalarak gelen bir çýðlýk  annemin karnýna çarptý. Bulunduðum sývý sarsýldý, içim titredi. ‘Dünya nasýl bir þey böyle!’ diye baðýracaktým. Yutkundum, içim týrmalandý, öylesine kalakaldým. Ayaklarýmý çekiþtiren bir þey var. Korkmalý mýyým? Vadedilmiþ son bu olmalý. Allah’ým beni býrakma, nereye götürülüyorum? Allah’ým beni býrakma!
Dünya böyle bir yer mi? Ne varsa  ters yüz görünüyor. Ýlk kez karþýlaþtýðým bir þey bu, genzim yanýyor. Feryat figan içerisindeyim. En ilginci de ne biliyor musunuz; duyduðum sesi kendim de çýkarabiliyorum. Ceninden bebek rütbesine yükselmek böyle oluyormuþ demek. Þükrediyorum.

2. GÜN
Annemin yaný baþýna yatýrýldýðýmdan beri durumumda bir deðiþiklik yok. Aðlamak denilen en özgür eylemimi kullanýyorum. Þunu öðrendim ki bana her þey serbest. Herkes emrime amade. Ama ne kadar baðýrsam da dýþardan gelen korkunç gürültüleri bastýramýyorum.  Annem imdadýma yetiþiyor. Yumuþacýk tenine sokulduðumda dünyalar benim oluyor. Ne güzel ve emin sýðýnaðýmsýn sen anne. Bir o kadar da gaddar! Her aðlayýþýmda aðzýmý týkýyor ve gülmeye baþlýyor. Bu aðzýmdaki yumuþacýk þeyi emdikçe içim serinliyor. Yüreðimin týkýrtýsýný hissediyorum. Ne varsa uçup gidiyor ve kendimi sonsuz bir boþluða býrakýyorum. Devamını oku »

ÇÜNKÜ SUSMAKTIR AŞK,

Kategorilenmemiş by Fatma Çolak yorum yok »

Kar topluyor kırdığımız aynalarda halâ saklı sûreti aşkın. Aşkın çocukları, atalarının kovulduğu diyarlara peşlerine taktıkları bulut uğultusu ve peşlerine takılan karanlık yüzlü hafiyelerle dönüyorlar bir gece vakti;
ahali şaşırıyor.
Birazdan kar yağacak çünkü, bunu biliyor rüyâlarını unutmayan çocuklar. Unutmuyor ve soruyorlar çarşılarda, banka kuyruklarında, kampüslerde biriken kalabalığa: “Siz de masmavi ağladınız mı hiç rüyânızda? ” Soruyor ve sonra ağlıyor aşkın çocukları; zira maviyi hatırlayan çıkmıyor aralarından, ağlamanın ne demek olduğunu da. Aynalara bakmayı ne çok ertelediniz, diyor çocuklar ve aynaların ardında boy veren şiir ağaçlarıyla dilsiz dudaksız konuşmayı. Oysa aynalar bu şehirde hepten kırık.
-Kırmadık mı aynaları?-
Siz hâyâl görüyorsunuz, diyor ahali, biz ayna bilmeyiz ve sevmeyiz soru soranları. Gelenler yürüyor şehrin dışına, bu gün, diyorlar, bu gün  Aşk’ın sene-i devriyesi olmalı.
Birazdan kar yağacak, kar topluyor kelimeler. Yollar çaprazlandığında patikalara çıkan, sular kabardığında kıyıya inen aşkın görkemli terekesine göz dikenler, yağmalayacak ne bir altın para ne de bir atlas göynek bulabiliyorlar. O ki, yalnız kızıl bir küheylanın terli soluyuşunu miras bırakıyor çocuklarına. Çünkü, koşmaktır aşk, her yılgı sabahında yeniden ve yeniden doğrulup. Terlemektir taş atarken denizlere, solumaktır gül kesimi bir ‘ân’ı. Gökyüzünü  kızıl bestelerin öpüşleriyle onarmaktır.
Aşk, öldüğünde geriye ‘ölüm’ kadar diri lisân bırakmaktır.
Aşkın çocukları bunu da biliyor ve garbın tâ ucundan görülebilen bir ateş yakıyorlar, ölümcül bir merhametle diriltmek için bütün lügâtları. Tek bir kelime sağ kurtuluyor yalazlardan: isyan! Bu gün, diyorlar sonra, bu gün Aşk’ın nevruzu olmalı.

 Sayfalar:   1  2  3  4  5 » ...  Sonuncu »