ÇÜNKÜ SUSMAKTIR AŞK,

Kategorilenmemiş by Fatma Çolak yorum yok »

Kar topluyor kırdığımız aynalarda halâ saklı sûreti aşkın. Aşkın çocukları, atalarının kovulduğu diyarlara peşlerine taktıkları bulut uğultusu ve peşlerine takılan karanlık yüzlü hafiyelerle dönüyorlar bir gece vakti;
ahali şaşırıyor.
Birazdan kar yağacak çünkü, bunu biliyor rüyâlarını unutmayan çocuklar. Unutmuyor ve soruyorlar çarşılarda, banka kuyruklarında, kampüslerde biriken kalabalığa: “Siz de masmavi ağladınız mı hiç rüyânızda? ” Soruyor ve sonra ağlıyor aşkın çocukları; zira maviyi hatırlayan çıkmıyor aralarından, ağlamanın ne demek olduğunu da. Aynalara bakmayı ne çok ertelediniz, diyor çocuklar ve aynaların ardında boy veren şiir ağaçlarıyla dilsiz dudaksız konuşmayı. Oysa aynalar bu şehirde hepten kırık.
-Kırmadık mı aynaları?-
Siz hâyâl görüyorsunuz, diyor ahali, biz ayna bilmeyiz ve sevmeyiz soru soranları. Gelenler yürüyor şehrin dışına, bu gün, diyorlar, bu gün  Aşk’ın sene-i devriyesi olmalı.
Birazdan kar yağacak, kar topluyor kelimeler. Yollar çaprazlandığında patikalara çıkan, sular kabardığında kıyıya inen aşkın görkemli terekesine göz dikenler, yağmalayacak ne bir altın para ne de bir atlas göynek bulabiliyorlar. O ki, yalnız kızıl bir küheylanın terli soluyuşunu miras bırakıyor çocuklarına. Çünkü, koşmaktır aşk, her yılgı sabahında yeniden ve yeniden doğrulup. Terlemektir taş atarken denizlere, solumaktır gül kesimi bir ‘ân’ı. Gökyüzünü  kızıl bestelerin öpüşleriyle onarmaktır.
Aşk, öldüğünde geriye ‘ölüm’ kadar diri lisân bırakmaktır.
Aşkın çocukları bunu da biliyor ve garbın tâ ucundan görülebilen bir ateş yakıyorlar, ölümcül bir merhametle diriltmek için bütün lügâtları. Tek bir kelime sağ kurtuluyor yalazlardan: isyan! Bu gün, diyorlar sonra, bu gün Aşk’ın nevruzu olmalı.

BOL ‘Ç’ Lİ ALAFRANGA HAFAKANLAR

Kategorilenmemiş by Dinçer Ateş yorum yok »

Belki Haşim gibi kendimden kaÇıyorum, Çirkinliğimden; belki gece bir siyah ışıkla aydınlatıyor dünyayı da, ancak bu tablonun karanlığında hüviyetimi buluyorum. Yazık ki cumbalı bir evin sofasında, işlemeli tüllerden sızan güneşler yok artık. Şimdi alaturka bir huzur yerine alafranga hafakanlar üşüşüyor başıma.

Yağmur yağsa aklanıp paklanacak belki köhne iÇim. ” En iyisi yarım kalmış bir şiiri bitirmek” derken hep işi bitmiş şiirler Çıkıyor karşıma. Buruşturup attığım her kâğıt, potaya aşinalığıma rağmen, yine etrafında kalıyor Çöpün.
Anlaşılan şairlik yok bu gece, ancak şair gibi Çarmıha gerilmek var. Böylece teğet geÇiyorum mısraları ve mısralar satırlara ulanıyor. Satırlarsa bayındırlıktan öte. Yanlış yapılmış statik hesaplarıyla üzerime yığılıyor kelimeden tuğlaları.

“sesimi duyan yok mu? ” Devamını oku »

Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir - 6

Kategorilenmemiş by Sıddık Akbayır yorum yok »

OTUZ İKİ KISIM TEKMİLİ BİRDEN: CEMAL SÜREYA

1. Orta boylu, zayıf, kumral saçları dalgalı, geniş alınlı, iri kahverengi gözlü, uzun ve derin kirpikli, kar beyazı dişlerli olan oval yüzlü bir adam…

2. Nüfus cüzdanındaki adı Cemalettin Seber’dir.

Başlangıçta, Cemal Süreyya diye yazar adını.

Üvercinka adını verdiği sevgilisiyle girdiği iddiada kaybeder ikinci ‘y’ harfini ve o günden sonra bir daha hiç kullanmaz. Borcuna bu kadar sadıktır. Güvenilir insandır.

3. Doğuludur.

Erzincan doğumludur.

Göçebedir. Muhacirdir.

Sürgündür. Uçurumda açan çiçektir.

Beyaz gülüşlü bir kardelendir.

4. Zor ve olanaksız olanı dener, başarır. Belki bu nedenle düşünce kökleri derin, dünyanın ve insanların resmini çekmek için bir fotoğraf makinesi gibi kısık gözleri abartısız bir derinlik ve dikkatle çevresine dönüktür. Belki zekâsı onun için bu denli parlak; derviş yüreği gösterişsizdir.

5. Erzincan, Bilecik, İstanbul, Ankara… Sonra bütün bir Anadolu… Göçebelik hiç bitmez. Hangi şehirdeyse orası, yalnızlığın başkentidir.

6. Bütün başarılarını Ankara’da kazanır, İstanbul’da harcar.

7. 26 yılda 29 ev değiştirir, adres olarak PTT’den kiraladığı posta kutularını kullanır.

En son yaşadığı evin bulunduğu sokağa Cemal Süreya adı verilir. Hiçbir şeyi yoktur akıp giden sokaktan başka.

8. Haydarpaşa Lisesi’nde parasız yatılıdır. SBF’nde maliye ve iktisat bölümünü seçer. Ece Ayhan, Sezai Karakoç ve Muzaffer Buyrukçu’yla arkadaş olur. İyi notlar da alan kötü bir öğrencidir.

9. Maliye müfettişliği, devletin en büyük kariyerlerindendir. Yılda 3-5 üniversite mezununun girebildiği bir memuriyettir ve bunu SBF’nin göçebe öğrencisi Cemal Süreya başarır. Hayat için, büyük bir başlangıçtır.

10. Küçük bir grup içinde Ahmet Cemil acıları yaşar. Dostoyevski hayranıdır. Yalnızdır. İçe kapanık ve çekingendir. Son derece utangaç ve sessizdir. Gidip bir dükkanda bir şeyin fiyatını soramaz. Başkalarına sordurur çoğu zaman. Bir şeyin yarım kilosunu alamaz.

Devamını oku »

Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir - 5

Kategorilenmemiş by Sıddık Akbayır yorum yok »

EDEBİYAT YAZILI YOKLAMA SORULARI II

MUSTAFA KARAOSMANOĞLU’NA

Soru 1

* Edip Cansever’in ‘Mendilimde Kan Sesleri’ şiirinde seslendiği Ahmet abi kimdir? Mustafa Kutlu’nun Ya Tahammül Ya Sefer öyküsündeki Murat’ı ve Asım’ı gören ya da tanıyan var mıdır? Tutunamayanlar filme alınsa Selim Işık’ı kim oynar?
* Türk Dil Kurumu’nun kapatılma gerekçelerinden biri olarak gösterilen Yaşar Miraç’ın Trabzonlu Delikanlı kitabını acaba kaç Trabzonlu okumuştur? ‘Bu şehrin romanı yazılmalı arkadaş’ diye iç geçiren kaç hevesli Zerrin Koç’un Islak Kentin İnsanları’nda Samsun’u anlattığını bilir?
* Hâlâ kaç edebiyat öğretmeni, Don Kişot gibi bir bilgeyi; bir deli, bir manyak, bir palyaço olarak anlatır?
* Cemal Süreya’nın arşivini, Perinçekler, vefasız oğul Memo Emrah’a kaç para ödeyerek satın almıştır? Babasına inat İslamcı (!) olan Memo Emrah’ın babasının ölümünden çok kısa bir süre sonra ölmesi tesadüf müdür?

Soru 2

* Şair Sezai Karakoç’un Diriliş Partisi’nde kayıtlı kaç şair vardır? Şairden bir başbakanı Ecevit’le deneyen halktan kaç kişi, Politik-acı Karakoç’u Başbakan olarak düşünmüştür? Solu sevmeyen bu halk, hiçbir solcuyu neden Ecevit kadar sevmemiş, hiçbir solcunun arkasına, onun arkasına takıldığı kadar takılmamıştır?[1] Şairliğin, bu durumla bir ilişkisi kurulabilir mi?
* Her eylem’i bir rivâyet gibi anlatılan Nuri Pakdil, hangi şehirde, hangi otelde yaşamaktadır? 31 Ocak 1984… Kar, yeni bir yıla Pakdil öfkesiyle yağmaktadır ve Akay yokuşunda trafik tıkanmıştır. Ankara’daki öğrenci yurtlarına haber verilmiş ve Edebiyat’ın bürosundan başlayan kuyruk Demirler pasajından Akay yokuşuna taşmıştır. İnsanlar, kucaklarında kitaplar ve dergilerle yokuştan aşağı inmektedirler. Nuri Pakdil, takım takım kitapları ve dergileri öğrencilere dağıtmaktadır. Pakdil’in bu eylemi hangi gerçeği doğrular?
* Tanpınar’ı, ‘sükût suikastı’na uğratıp yıllarca ‘Kırtipil Hamdi’ diye aşağılayan solcularla, CHP’li diye soğuk bakan sağcılar, şimdi neden yüceltirler?
* Otuz yıldır yazan, ama on kez bile konuşmayan santimantalist yazar Hasan Ali Toptaş’ın icra memuru olması, Denizi olmayan, ama Denizli adındaki bir şehirde doğması, askerliğini her gün bir çatışmanın yaşandığı Suriye sınırında yapması, hayatın bir şakası mıdır? İcra için gittiği evlerde, çizgi film seyreden çocukların önünden televizyonlarını alması Bin Hüzünlü Haz’ın bir parçası mıdır? Devamını oku »

Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir - 2

Kategorilenmemiş by Sıddık Akbayır 1 yorum »

‘ŞAİRLER EKMEK YİYOR, FIRINCILAR ŞİİR OKUMUYOR’

I.

Ne vakit kar yağsa,  aklına Erzurum gelir.
1986’yı 1987’e bağlayan gece…

Elindeki fotoğraf makinesiyle kentin eski sokaklarında hiçbir zaman çekemeyeceğin bir filmin görüntülerini kurguladın. Yönetmenlik düşlerinin gizli jönleri de ölmemişti henüz. Yadigâr Ejder’i, o dev cüsseli çocuğu, bir parkta açlıktan kaybetmemiştik. Sonsuz özlemler büyütüyordun yarına. ‘Yoruluyordun bütün yaşları çocukluğa taşımaktan’[1] Işıltılı sözcükler yağıyordu  düşlerine.

En çok Dustın Hofmann’ı severdin. “Geceyarısı Kovboyu”ndaki Rizzo olmak isterdin. Ezik, silik, sorunlu, kıskanç, kompleksli, problemli, alıngan, aşırı duyarlıklı ve çok yalnız. O kişiyi çok severdin, kendine yakın hissederdin.[2]

Yarım kalan sarışın masallar anlatırdın. Yanılsamaydı her şey, Hollywood pırıl pırıl ve umursamazdı. Bilirdin, James Dean olamazdı kimse; Romy Schneider’den güzeli doğmayacaktı bir daha. Gözlerinde zulmün izi olmayan tek kadındı. Onun gözlerinden geçen eylüller biriktirirdin kehribar yalnızlığına. Ne çıkar?..  Anlam için zorunlu ve başarısız figürandın belki de. En güzel adlarıyla oynuyordun  yaşananı. Leylak ve Gül / Lili Marlen… Oysa bilirdin,    ‘kalbinden başka mülkü olmayanların / yoktur rüyadan başka paylaşacağı’[3] Devamını oku »

 Sayfalar:  « 1  2  3  4  5 » ...  Sonuncu »