Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir - 1

Kategorilenmemiş by Sıddık Akbayır yorum yok »

‘YALNIZIM ÇÜNKÜ SİZ VARSINIZ’

MURAT DÖLEK’E

Her şeyi anladığından, bildiğinden gitti. Her şeyin farkına vararak gitti.   Gidişin kolay olmadığı, dönüşün imkânsız olduğu yere gitti. Anlamsızlığı anladığından gitti. Tarafsızlıktan nefret ettiği için, taraf olmak, tavır almak için gitti. Savunmaktan yorulduğu, savunmayı gereksiz bulduğu için gitti. Gittiği yeri bilerek gitti. Kırgın gitti. Başka çıkar yol bulamadığından, tek bildiği bu olduğu için gitti. Artık değiştirmek  istemediğinden, buna gücü olmadığı için gitti. Tüm bunları anladığı için, hiçbir şey söylemeden gitti. Sessizce gitti. [1]

‘Maaşı bir balıkçı kazağına denk gelmeyen adamın gücenik dudaklarını,  bir şehri her zaman tutuklu olarak da sevilebilme hünerini leyla sayarı her gördüğünde  bir hoş olan inşaatçı  mardinlinin  fazla üstelemeyin bu şehirde yalnızım der gibi’[2] duruşunu anlatmak  için gitti. Askerken yaptırdığı dövmesinden terhiste utanan delikanlılar- bilek güreşinde yenilince sokağa çıkamayan çocuklar …- Konuştuğu çocuğu kız-kıza dans edilen düğünlerde görebilen kızlar- Çayına pişti oynarken kağıt çalan adamlar’[3] için gitti. Çocukların gözlerinden masallar biriktirmek için gitti. Akşam haberlerinin üç numara tıraşlı yasak suret’leri için gitti. Yolculuk defterlerini, terk edilmiş kışlalara bırakmak için gitti! ‘sıvası dökülmüş kahpe bir duvar gibi / sıvas’ı dökülmüş bir Türkiye kaldı içimizde’ [4] diyerek Sivas türkülerine kırgın gitti. Devamını oku »

KARA YAZILAR 14

Kategorilenmemiş by Ferhat Kalender yorum yok »

BİR SAVŞÇIDIR KALBİM!

Savaşçı şah kalkan ve kişneyen kısrağının sırtında ufku görünmez denize baktı. Afrika’yı doğudan batıya geçmişti. Deniz ki okyanus, kudurgan dalgaları atının toynaklarını okşuyordu. Döndü, süvarilerine haykırdı; “ Varlığımın Sahibine yemin ederim ki, şu koca derya kesmeseydi önümü, O’nun adını dünyanın sonuna kadar ulaştırırdım!” Adı Ukbe B. Nafi idi.

Bir başka zaman bir başka savaşçı, yoldaşlarıyla akıntısı güçlü boğazı küçük gemileriyle geçerken, karşı taraftaki münbit toprağın kokusu ciğerlerine kadar işliyordu. Öyle bir toprak ki, kalbinde dünyanın en güzel medeniyeti fışkıracaktı. Gemilerden inmeye başladılar fevc fevc ve emir verdi savaşçı; “Yakın bütün gemileri; İnkılabımız Allah’adır!” Adı, Tarık B. Ziyad idi.

Haçlı sürülerinin kuşattığı Antakya şehri. Yüzbinlerce aç köpek saldırıyor avuç içi kadar bir kente. Direniş kırılamayınca uzayıp giden zaman tüketiyor Haçlıların yiyeceklerini. Önlerine gelen her şeyi yemeye başlıyorlar. Batılı vakanüvistler akla gelebilecek her şeyin yenildiğini yazıyorlar. Bu da yetmiyor. Bugünki çağdaş batılının ataları civar köylerdeki Müslüman çocuklarını toplayarak kazıklara geçirip ateşte pişirerek yiyorlar. Sonunda emelleri gerçekleşiyor. Antakya gibi ele geçirdikleri her bölgeye kan kusturuyorlar. Ve kutsal Kudüs! Ahalisi paramparça ediliyor.

Yine bir savaşçı, kalbinin içine işleyen ağıtlarla büyüyor; gökyüzüne bakarak, gözyaşlarını içine akıtarak.. Dağlar ve çöller aşıp tepelerden en yükseğine konuyor. Batmakta olan güneşin acı kızıllığı Kudüs’ü karanlıklar içinde karanlığa gömüyor. Bir tek savaşçı fark ediyor bunu o an ve yanındakilere haykırıyor;     “ Vallahi bu can bu tende yalnızca bu kutlu şehrin aydınlığa kavuşması için duruyor!” Adı Selehaddin Eyyubi idi!

Peki ya sen kimsin?

Etiketler:

KARA YAZILAR 13

Kategorilenmemiş by Ferhat Kalender yorum yok »

MEVSİMLERLE GELEN

Ne yapabilirsiniz ki cennetini yüreklerinde taşıyanlara… “Ateşin sahipleri” ne yapabildi ki… Hiçbir şeyinize ortak yapamayacaksınız yarının aydınlık yüreklerini… Soygunlarınıza kutsal idoller giydirip üzerimizde korku heyulaları estirdiğinizde sandınız ki yok olup gideceğiz. Etiketten başka bir şey değilsiniz… Kazındığında kasılmış karanlıktan başka neyiniz çıkar altından. Kendi ülkemizde üçüncü sınıf insan muamelesi görmek gücendirmez bizi. Çöreklendiğiniz sayfiye yerlerine “ Köpeklerin ve başörtülülerin girmesi yasaktır!” afişlerini asmanız inciltmez. Bilim hokkabazlığı yapmaktan başka bir işe yaramayan kiliselerinizden, üniversitelerinizden aforoz edilmek dokunmaz bize. Milli sınırlar içinde vatanı bölünmez bir cinnet yapmanız da.

Kaos ve karmaşa yağlı enselerinize yeni katmanlar katmak için en çağcıl yöntemdir.

Ama biz sakiniz. Bu toprakla yürek yüreğe verdik seyrediyoruz olan biteni. Seyrediyoruz efendilerinizin önünde sergilediğiniz aşağılanmayı ve sefaleti… Kimmiş şimdi “ iktidara sahip olup gaflet, dalalet hata ihanet içinde olanlar…” Kimmiş “ Şahsi emellerini

müstevlilerin şahsi emelleriyle tevhid edenler…” Bunu çok iyi biliyoruz.

Ne yapabilirsiniz ki cennetini yüreklerinde taşıyanlara… Sürgünü hicret, hapsedilmesi halvet ve öldürülmeyi şehadet belleyenlere…

İşte hala buradayız ve tüm mevsimler bizi soluyor…

Etiketler:

KARA YAZILAR 12

Kategorilenmemiş by Ferhat Kalender yorum yok »

SİYAH VE BEYAZIN GÜNCESİ

Melon şapkalı ve papyonlu “ciddi” adamlar
Ucu görünmez salonda, paha biçilmez kristal avizelerin altında
Birbirlerine yapay gülümsemeler fırlatıyorlar.
Melon şapkalı ve papyonlu “ciddi” adamlardan Türk olanı
“ İyi gider bilirim ” diyor, votkayla Rus havyarı; Ama ben rakıyı tercih ederim…
“Ne de olsa milli!”
Millidir bizim baylar “Ülkenin bölünmez bütünlüğüne” gömdüklerinde kafalarını!
Dansa kaldırdıklarında, çıtkırıldım kavalyelerinin her dönüşleri
dünya barışına ulvi katkılar sağlar…
Deodorant ve parfümle karışık tuzlu terler birikir fıraklarının yakalarında “ komşularımızla iyi ilişkiler ve karşılıklı menfaatler adına…”
Her şey halledilmiş ve pürüzler giderilmiş olarak anlaşmalar dökülünce beyaz sayfalara…
Gönül huzur içerisinde herkes çekilmiştir artık kendileri için ayrılmış süit odacaklarına…
Tarih, onur ve vefa karantina altındadır nasıl olsa…

Bir başka yerinde yeryüzünün,
Karanlık aydınlığa gebe kalmaktadır oysa… Ve bunu kimse fark etmez seherin nabzını tutanlardan başka…
Bir melek dokunur, parmağı tetikte bir Çeçen savaşçısının sağ omuz başına. Düşlerini kanatlarına yatırmış bir kartal havalanır yüreklerin şahikasına o an.
Ve Şeyh Şamil’in ruhu rüzgarlarla el ele verip Kafkas dağlarını aşarak, Rus ayılarıyla koyun koyuna cilveleşen papyonlu “ millilerimizin” rüyalarını basmaya gelir.

Etiketler:

KARA YAZILAR 11

Kategorilenmemiş by Ferhat Kalender yorum yok »

KUKLANIN MEVSİMİ OLMAZ

Biz buradayız, bir yere gittiğimiz de yok. Üzerinde doğrulduğumuz toprak, mavisini kuşandığımız gökyüzü yüreklerimizden tutuyor. Biz buradayız ve  her kentin tam ortasından bakıyoruz dünyaya. İçimizde kardelen ılıklığında bir sürgün  besliyoruz, nefesimiz ılık bir bahar çağrısı…

“Hedefini delip geçmezse kılıçla mızrak

Dönüp yaralar kendi sahibini…”

Bu, atalardan, Endülüs’ün kahraman evlatlarından bize düşen kutlu söz içinde yol aldığımız hali ne kadar da güzel açıklıyor. Adaleti ve özgürlüğü “ kuklalardan” dileniyorsanız, hedefinizi baştan yanlış koymuşsunuz demektir. Oysa “kuklacının” hiçbir zaman böyle bir niyeti olmamıştır ve olmayacaktır da. Dilenme halindeyseniz direnme bilinciniz tahrip olmuş demektir. Böylesi bir duyarga sefaletten başka bir işe yaramaz. Dünün, kendilerini dava delisi gençleri olarak takdim edenler şimdilerde geçmişlerine kahır ve iğrenmişlikle bakıyorlarsa, bilin ki onların dünde fazla bir anlamları yoktu zaten. Siz kendinizi sonsuz bir sevdanın adanmışları değil de kuru bir ideolojinin bağlıları olarak görürseniz, elbette sizleri bir arada tutar gibi görünen ideolojik bağ koptuğunda dünyada bir anlam ifade etmediğinizi görürsünüz. Ve belleğinize tutuşturulan verili dünyanın söylemleriyle yaşanmış olanı yargıladığınızda elinizde kalan pişmanlıktan başkası değildir. Dünü hiçbir şey diye adlandırdığınızda bu gün de hiçsiniz demektir. Dün, ideolojik saplantı ve takıntı halinde olanlar, bu gün liberal demokratik podyumlarda kendilerinin ne kadar da zararsız uysal olduklarının gayreti içerisine girmiş bulunuyorlar. Ne denir ki, devam edin öyleyse kukladan merhamet dilenmeye…

Oysa biz her zaman burada olacağız… Dün buradaydık, bugün buradayız ve yarında burada olacağız. Aşk ehli ile kuru akıl ehli arasındaki ince çizgidir bu…

Öyleyse biz işimize bakalım…

Farkında olan bir bilinç halindeysen haydi gir kolumuza, dokun kelimelerimize… Haydi ayağa kalk düş önümüze…

Etiketler:
 Sayfalar:  « 1  2  3  4  5 » ...  Sonuncu »