YOLCU’NUN 83. YÜRÜYÜŞÜ: “BENİM ADIM KUDÜS”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-83-kapak

BU SAYIDA:

*ömer idris akdin *cahit koytak *yahya yusuf erdem *mustafa yıldız *hikmet kızıl

*mehmet aycı *mustafa ışık *ismail aykanat *rıza kemal g. *aydın hız *faik öcal

*ümit evran *t. zekai karatepe *mustafa everdi *şahin doğan *ahmet demir *behçet gülenay

*banu özbek *ali korkmaz *aydın öztürkoğlu *bülent sönmez *betül gayretli *yılmaz t. demirbaş

*ferhat özbadem *suavi yazgıç *naman bakaç *şaban sağlık *rıdvan özdinç *selçuk küpçük

*EYYÜP AKYÜZ ‘KUDÜS BİZE NEYİ ANLATIR?’ SORUSUNA CEVAP ARADI:

*mustafa yürekli *abdulhamit güler *mehmet s. fidancı *yusuf bal  *yıldırım beşkardeşler

*ersin çelik  *ubeyd abdullah kaya *dinçer ateş  *mustafa uçurum *aydın kol *mustafa ruhi şirin *necdet subaşı *furkan çalışkan *veysel menekşe  *mustafa karaosmanoğlu  *nureddin yıldız

ÖMER İDRİS AKDİN SEYİF DEFTERİ’NDE YAZDI:

“Yüzyıl oldu İbrahimî coğrafya’nın mihenk taşı kalbimizden sökülüp alındı. Kudüs’ü kaybettiğimizde insanlık ile birlikte yürüyen kadim bir dostu kaybettik. Bir umut şehri idi çünkü hangi dilden, dinden ya da ırktan olursa olsun ortak insanlık değerlerini merkez alarak oluşan doğal bir aklı temsil ediyordu. Bu harmoniyi sağlayan Müslümanların bu kente hakim olmalarıydı. Buna hakim olmak da denemezdi. Bu şehir yüzlerce yıllık yürüyüşünde yalnızca İslam’ın esenliğine dahil olduğunda sükut ve selamet buldu.”

AYDIN HIZ, KÖRLEŞME KİTABI ÜZERİNDEN ELİAS CANETTİ’Yİ DEĞERLENDİRDİ:

“Edebiyatta farklı okumalara açık modern metinlerden biri de Elias Canetti’nin “Körleşme” romanıdır. Yahudi asıllı yazar Canetti, Almanya’da yaklaşan Nazi zulmüne işaret etmek adına, aydınlara bir mesaj niteliğinde “körleşme”yi kaleme aldığında, henüz 26 yaşındaydı. 30 yaşında yayınlanan  romanı, Almanya’da yasaklanmış, uzun zaman sonra değişik dillere çevrilerek hak ettiği değeri bulmuştu. Stendal’dan etkilendiğini söyleyen Canetti, basit fakat kurgusunda alegorik göndermeleri ve bohemsi havasıyla daha çok Kafka’yı anımsatmaktadır. “

BANU ÖZBEK, İSMAİL GÜNEŞ SİNEMASI ÜZERİNE EĞİLDİ:

“İsmail Güneş fıtratı esas alan filmlerin yönetmenidir. Dini film çekme gibi bir niyetinin olmadığını, mesaj kaygısı taşımadığını da her fırsatta adeta haykırır. Hepimizin çizgiyi aşabilecek kadar insan olduğumuzu hatırlatır. Başımıza gelmeden (ki ne kadar iyi Müslüman, insan olursak olalım) farkındalık geliştiremeyeceğimiz şeyleri söyler. Öyle yakıştırılsa da bir kesimin yönetmeni değildir. Aslında hiçbir kesimin yönetmeni değildir. Projeksiyonunu halka, insana doğrultmuştur.”

ALİ KORKMAZ, DİNDAR KADININ NASIL SEKÜLERLEŞTİRİLDİĞİNİ KALEME ALDI:

“Ülkemizde gerek iç dinamikler gerekse dünya gelişimine paralel olarak değişimlerin yaşanması sürecinde, bir zamanlar erkeklerin mücadelesine destek veren ve annelik fonksiyonunu öne çıkaran kadınlar dünyevileşmeye, ekonominin sunduğu olanaklardan ve refahtan pay isteme durumuna geçtiler. Bunun biricik yolu da iş dünyasında rol almak olduğu için bir zamanlar karşı çıktıkları argümanları göz ardı ederek sahaya indiler. Artık her biri okuduğu okulun gerektirdiği iş kolunda veya başka kollarda faaliyet göstermek istediler. Ve başardılar da…”

ŞABAN SAĞLIK, KUDÜS’Ü MESCİD-İ AKSA ŞİİRİ ÜZERİNDEN OKUDU:

“Bilindiği gibi Kudüs, üç büyük dinin merkeziydi. Bunlar Yahudilik, Hırıstiyanlık ve Müslümanlık’tır. Bu dinlerin peygamberleri olan Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammet ile diğer bir çok peygamber Kudüs’te yaşamışlar veya bulunmuşlardır. Yani, bir çok peygamber Mescid-i Aksa ile aynı beldede yaşadıkları için, adeta bu mescit ile “hemşehri” olmuşlardır. Şair Mescid-i Aksa’nın dilinden “hemşehrim nebiler” derken bunu anlatmaya çalışır.”

RIDVAN ÖZDİNÇ, ENDÜLÜS’E DOKUNDU:

“İstiklal Harbi, ikinci bir Endülüs olmamak için verildi. Endülüs’ün başına gelenler, diyaloğun, beraber yaşamanın Müslümanlar güçlü olduğunda ve ancak Kudüs’te, Antakya’da, İstanbul’da mümkün olabileceğini göstermesi açısından da yeterince öğretici. Girerken gemileri yaktıran, çıkarken “karılar gibi ağlatan” bir hikayesi vardır Endülüs’ün.”

SELÇUK KÜPÇÜK, 80′LERİN MUHALİF SESİ ÇAĞDAŞ TÜRKÜLER TOPLULUĞUNU İNCELEDİ:

“Yenildik, artık yeni dünyanın değerlerine eklemlenmeliyiz” diyerek kendilerine sunulan konfor karşısında, ideal dünyanın arayışına dair umudunu, yaşadığı bütün acılara rağmen kaybetmeyen bu kahraman, filmin son sahnesinde şehri terk ederken, umudu ve masumiyeti, kirlenmemişliği temsil eden bir çocuğa el sallayarak, bu duyguları onda bulduğunu gösterir adeta. Çağdaş Türkü grubunun bestelemek için tercih ettiği bütün şiirlerde benzer temanın izini sürmek mümkün. Bu yüzden ben Çağdaş Türkü için, 12 Eylül’ün ilk ve son estetik yası diyorum.”

YOLCU DERGİSİ KÜNYE BİLGİSİDİR:

*Kurucusu Mustafa ÖNER  *Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü DH B.Y. Adına Abdullah ÖZDEMİR

*Genel Yayın Yönetmeni  Ömer İdris AKDİN    *Yayın Danışmanları  Ahmet USTA & Bülent SÖNMEZ  *Yayın Koordinatörleri Bilal CAN & Eyyüp AKYÜZ  *Editörler Selçuk KÜPÇÜK  Dursun Ali SAZKAYA Mustafa UÇURUM   *Görsel Yönetim  Ferhat KALENDER  *Redaksiyon  Yılmaz Türker DEMİRBAŞ

*Yönetim Yeri:  Pazar Mh. Şehit Nuri Urun Sk. No.13  Samsun   *Ankara: Tuna Cd. Bulvar Pasajı No. 3/2 Tel: 0 312 430 3 088 Kızılay  *E-İleti  yolcudergisi@gmail.com  *Seyyar Telefon:  0505 781 0 550   *Abone olmak için; 30 TL’yi 12840289 nolu posta çeki hesabına Abdullah Özdemir adına yatırıp, yolcuabone@hotmail.com  adresine bilgi vermeniz yeterlidir.  *Yayınlanan yazılardan okur da sorumludur.  *Cezaevlerine ve garibanlara ücretsiz gönderilir.  *İki ayda bir yayınlanan yerel süreli yayındır.   *Hediyesi 5 TL

YOLCU DERGİSİ’NİN 82. YÜRÜYÜŞÜ: “BİR MUM SÖNDÜĞÜNDE IŞIĞI NEREYE GİDER?”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-82-kapak

BU SAYIDA
*ömer idris akdin *bülent sönmez *mustafa ışık *suavi kemal yazgıç *hikmet kızıl *güven adıgüzel *eyyüp akyüz *müştehir karakaya *faik öcal *mustafa uçurum *ramadan h. Ahmet *ismail kokmaz *rıza kemal g. *bilal can *adem turan *fatma küçüker *banu Özbek *gökhan akçiçek *aydın hız *ahmet tepe *hümeyra odacı *ümit evran *yılmaz türker demirbaş *yusuf bal *ibrahim Türkan *fadıl karlıdağ * osman Atalay *n. atilla soykan *dursun ali sazkaya *selçuk küpçük-abdullah harmancı *yunus karakoyun *rabia kaya

ÖMER İDRİS AKDİN SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:
“Bunun içindi ki Maveraunnehr’e çarpan ses Anadolu’nun bakir topraklarında karşılık bulduğunda, çöl gibi sonsuz ve direngen bir varoluş çağrısına yoldaşlık etti. Ya da Uzak Asya’nın ruhuna sokulan veya Afrika’nın kara bahtını inanç şafağına dönüştürüp onaran bitmek tükenmez soluk, kuzeyin soğuk ve netameli topraklarında yol aldığında Endülüs gibi bir cenneti insanlığa armağan etti. Yalnızca iyilik yapanların muradına düşecek olan nedir, sorusuna erdemli bir cevaptı bu. Allah’tan başkasına boyun eğmenin zilleti karanlık çağlar gibi yeryüzünde hükümferma olmaya başladığında, kutlu bir selam ile giriyorduk zamanın ve coğrafyanın damarlarına. İnsanlığın zulmetten kangrene meyyal arzularına Allah’ın izniyle vurulacak neşter, yüreğimizde taşıdığımız sırla mukimdi. O sırrın esası her bir coğrafyadan kopup gelen adalet ve asalet arzularının ayağa kaldırdığı yeniden terkip bir sedada gizli; Anadolu ahvalimiz dedik, elhamdülillah.”

SELÇUK KÜPÇÜK ÖYKÜCÜ ABDULLAH HARMANCI’YLA SOHBET ETTİ:
“Geçenlerde bir yazarlık okulu talebem, Allah yazdıklarınızdan razı olsun, dedi. O kadar hoşuma gitti ki… Allah’ın yazdıklarımızdan razı olması “iyi” edebiyat yapmamıza engel değil. Buradaki iyi kelimesi nitelikli anlamındadır elbette. Hem nitelikli hem de Kuran temelli bir edebiyat neden olmasın?”

GÜVEN ADIGÜZEL, DİVRİĞİ ULU CAMİ ÜZERİNE YAZDI:
“Tüm ihtişamı-zarafetiyle yerli yerinde duran, mana nöbetini hiç aksatmadan tutan ve taç kapılarında saklı o hikmete yazılan Divriği Ulu Cami, yaptığı bu ihtişamlı mabed dışında hiçbir yerde izini süremediğimiz kayıp sanatçı, bilge mimar, Ahlâtlı Hürrem Şah’ın 800 yıl öncesinden gönderdiği mesajın hakikatiyle, yüzyıllardan beri üç boyutlu bir heykel gibi durduğu Iğımbat tepesinden tüm manevi görkemiyle bize bakıyor. Bu topraklarda anıtlaşmış her manevi nöbetçi, mühürlenmiş bir hakikatin kapısına taliptir mutlaka, Divriği de ruhuna emanet edilen o kadim sonsuzluğu bekliyor.”

SIDDIK AKBAYIR CEMİL MERİÇ VE JORGE LUİS BORGES’İ KARŞILAŞTIRDI:
“Borges, Fervor de Buenos Aires adlı kitabında topladığı şiirlerini bir dostunun bürosuna gelen ünlü edebiyatçıların paltolarının ceplerine tıkıştırarak bu sanatçıların hepsinin adından ve şiirlerinden haberdar olmasını sağlarken Meriç, Hisar dergisindeki yazılarıyla fark edilinceye kadar, yıllarca kendi köşesinde mazlumun mucizesini beklemekle yetinir.”

İSMAİL KORKMAZ İDEOLOJİLERİN ONTOLOJİK HEZEYANI’NA DEĞİNDİ:
“Emek sömürülürken, siyasi kamplaşmalar çoğalırken, teninin rengi ya da inancı nedeniyle insanlar gettolarda yaşamaya mecbur bırakılırken hangi entelektüel tartışma bizim aydın duruşumuza katkı sağlayabilir. Var olmak nedir ki insan denen meçhul için. Aklına güvenen insan, akla dayalı bir devlet kuracak kadar menfaatlerini bir kenara bırakabilir mi? Sadece toplumsal menfaat için tüm yaşamını insanlığın mutluluğuna adayabilir mi. Nedir insanı bu kadar maddeye tamah ettiren duygu.”

BANU ÖZBEK KİSEKİ FİLMİ ÜZERİNE İÇLİ BİR DEĞERLENDİRME YAPTI:
“Niye yetişkinlik günahlarımızı tövbeden sonra unutur, geride bırakırız da, çocukluk yanlışlarımızı, hatalarımızı hep hatırlarız acaba? Bu kendime izahta zorlandığım bir soru. Çocukken yaptığım yanlışın hep geri dönülemez olduğunu düşünürdüm. Aldırmaz olduğumda bile aldırmaz olamazdım. Zira bir yanlışın, hatanın, günahın geçmişimi, şimdimi ve geleceğimi iptal edeceğini, bir kere kirlenirsem hep kirli kalacağımı düşünürdüm.”

AYDIN HIZ KİTAB-I SİYAH KALEM’İ DEĞERLENDİRDİ:
“Hurufiler, harflere ontolojik öncelik vererek, bütün dini metinleri, harfler üzerinden yorumlama yoluna gitmiş, Kuran’da geçen bazı kıssa ve ayetleri, klasik tefsir yorumları dışında, bu ayet ve kıssalara metaforik anlamlar yükleyerek yorumlamışlardır.”

GÖKHAN AKÇİÇEK EBUZER TERKİBİ OĞUZ HALUK ALPLAÇİN’İ YAZDI:
“Çağlar önce, bütün mülklerin vazgeçilir olabileceğini de hatırlatanlar oldu. Kimimize bir kilim yeter de artardı bile. Günümüzde “kilim” bir ev eşyası markası olunca, televizyon reklamlarında şu sesleri de işitir olduk: “Bir kilim yeter bize…”. Yüzyıllar öncesinin Ebu zer’i, bu günleri hissetmiş midir acaba?”

DURSUN ALİ SAZKAYA BU SAYININ EN UZUN VE EN İÇLİ ÖYKÜSÜYLE GELDİ:
“Buralarda yürek soğutulamaz. Buralarda sana bir gelecek yok yavrum. Ölümü bekleme yeridir buralar, benim gibilerin. Yara nerede açılmışsa merhemde oraya sürülmeli yani demem o ki insan düştüğü yerden kalkmasını bilmelidir.”

YOLCU DERGİSİ’NİN KİMLİK KARTI:
*Sahibi DH B.Y. Adına Abdullah Özdemir *Yazı işleri Müdürü Mustafa ÖNER *Genel Yayın Yönetmeni Ömer İdris AKDİN *Yayın Danışmanları Ahmet USTA & Bülent SÖNMEZ *Yayın Koordinatörleri Bilal CAN & Eyyüp AKYÜZ *Editörler *Şiir Selçuk KÜPÇÜK *Öykü Dursun Ali SAZKAYA *Deneme Mustafa UÇURUM *Görsel Yönetim Ferhat KALENDER *Redaksiyon: Yılmaz Türker Demirbaş *E-İleti yolcudergisi@gmail.com *Facebook: yolcumecmua & *Twitter:yolcudergisi *Seyyar Telefon: 0505 781 0 550 *Yönetim Yeri: Hançerli Mh. Abbasaða Sokak No.13 Samsun *Ankara Büro: Tuna Cd. Bulvar Pasajı No. 3/2 tel: 0 312 430 3 088 Kızılay *Basım Yeri: TDV Matbaacılık- 0 312 354 9 131 *Abone olmak için; 30 TL’yi 12840289 nolu posta çeki hesabına Abdullah Özdemir adına yatırıp, yolcuabone@hotmail.com adresine bilgi vermeniz yeterlidir. *Yayınlanan yazılardan okur da sorumludur. *Cezaevlerine ve garibanlara ücretsiz gönderilir. *İki ayda bir yayınlanan yerel süreli yayındır. *Kurumsal Fiyatı: 10 TL *Hediyesi 5 TL

81. YÜRÜYÜŞÜNDE YOLCU: “SESİM SANA UĞRADI MI?”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-81-kapak
BU SAYIDA:
*ömer idris akdin *mustafa yıldız *ibrahim kilik *mehmet aycı *kemal albayrak *hikmet kızıl *mustafa everdi *bülent sönmez *m. sultan cica *rıza kemal g. *mustafa uçurum *faik öcal *selçuk küpçük *aydın hız *ali korkmaz *banu özbek *ismail aykanat *r. hacı ahmet *enes can *betül gayretli *naman bakaç *n. atilla soykan *hamza çelenk *fatma serenli *ümit evran *serkan türk *a. hakan karataş *aziz savaş *mustafa ışık *davut güner

SEYİR DEFTERİ’Nİ ÖMER İDRİS AKDİN YAZDI:
“Bilinmeli ki, seyr-ü seferimiz kadimdir bizim. Henüz satın satır yudumlayarak okuyoruz zamanı, tarihi ve coğrafyayı. Genzimizin yakan bu alın yazısını yoldaş belleyişimiz bundandır. Unutmamalı ki Maveraunnehir kenarında atlarımızı sularken başladı her şey. Çin Seddi’ne sırtımızı dayayıp Laçin’e doğru gez, göz, arpaçık süzdük dünyayı. Otağlarımız rüzgarın şarkısını söylerken kadınlarımızın doğurduğu her çocuğa enlemi ve boylamıyla yeryüzünü armağan ettik. Adımlarınız salim olsun dedik, yürüyebildiğin, at sürebildiğin, görebildiğin her yer ateşinin yangınıyla ısınmalı. Gidin dedik, çiğneyin insanlığa kastetmiş her namerdin sofrasını. Onca yer çiğneyin sakın ha çiçek çiğnemeyin. Edebimize-endamımıza şan ve şeref katan ne varsa yüreğinin enginliğine yoldaş olduğumuz bir Peygamber’e kıldan ince kılıçtan keskin söz vermişliğimizdir.”
MECMUANIN ORTA YERİ’NDEARSLAN ÖZDEN İHSAN FAZLIOĞLU’NU KONUŞTURDU:
“Sürekliliğin nihâî yönü Tanrı’dır… Formüle ettiğim “Varlık’ın Korunum Yasası”na uygun olarak “var-olur ve var-ölürüz; ama yok olmayız.” Çünkü Tanrı’nın bir ismi olarak Hayy, Hayat’ı korur… Telâşa gerek yok, hepimizi öleceğiz; ancak yok-olmayacağız… Sadece böyle inanıyor değilim; böyle de düşünüyorum. Öyleyse “yanmaya” devam; sönünceye kadar değil; “söndürülünceye” kadar… Ya da derginizin adıyla dersek: Sürekli Yolcu olmak istiyorsak dâim yol-da olmalıyız; yol almalıyız; yol, istikâmeti olan bir yürüyüştür yani güzergâhı; yolcu, yol-da olan kişi değildir sadece; yol-ile olan, hatta yol-olan kişidir; çünkü ancak ve ancak yol-olan, yol-alır, yol-da kalır… Allah, istikâmeti muhkem yol-dan alıkoymasın; yol-dan çıkarmasın…”

SELÇUK KÜPÇÜK UMBERTO ECO’YU ARAŞTIRDI:
“Eco’nun bu kitabı özellikle “güzellik” kavramının tek merkezli ve Avrupa orijinli okuma biçimini yıkması bakımından önemlidir. Güzellik meselesinin kültürden kültüre, dinsel inanç alanlarından başka inanç biçimlerine kadar farklılık kazanmasının doğal olduğu tezine yaslanan bu kitabı ile Eco’nun aslında Batı merkezli ve hegemonik estetik anlayışına dair büyük bir eleştiri getirdiğini söyleyebiliriz. Güzellik meselesinde Rönesans ile asıl hegemonik kurgusunu inşa eden, mesela perspektif temelli bakış açısı üzerinden verili bir dil oluşturan Batı için Türk minyatürü sorunlu bir alan gibi algılanmaya müsait. Oysa kültürel farklılığı temel alan ve bunu olağan bir durum şeklinde algılayan yaklaşımdan hareket edildiğinde ise güzellik kavramının minyatürü de içine alarak genişleyebilen, genişletilebilen bir evren ortaya çıkardığı söylenebilir.”

AYDIN HIZ HERMAN HESSE’NİN BOZKIRKURDU ROMANI ÜZERİNDEN BOŞUNALIĞIN BİLİNCİNE DEĞİNDİ:
“Bir çok Batılı yazar gibi, Hermann Hesse de acı ve ıstırabı kutsayan, insan olmanın sorunsallığını çektiği elemlerle eşitleyen bir felsefeye sahiptir. Kendi deneyimlerinden ve iç sıkıntılarından beslediği romanında, biyografisinde de görüleceği gibi anlamını yitirmiş yaşamı, acı ve ıstırapla dindirmeyi amaçlar.”

BANU ÖZBEK ÇAĞAN IRMAK SİNEMASINI “DEDEMİN İNSANLARI” FİLMİ ÜZERİNDEN OKUDU:
“İçinde olduğumuz çağ/hayat bizi posalaştırıyor adeta. Sesine, kendine, hakikate yabancılaşarak bir ‘yığın’ ya da Baudrillard’ın deyimiyle ‘atık’ haline geliyoruz/getiriliyoruz. Biraz durup düşünmeye, biraz dilsizleşmeye, biraz anlamaya, çokça da merhamete ihtiyacımız var.”

NAMAN BAKAÇ 15 TEMMUZ’U BİR BAŞKA AÇIDAN ELE ALDI:
“Hayatın gerçekliğini kabullendiği için normal midir? Yoksa Abdurrahman hala “eski kafalı” olmaya devam mı etmelidir? Ya da daha şiirimsi bir soruyla bitirelim. Şair İsmet Özel Amentü şiirinde; “Polistir babam, Cumhuriyet’in bir kuludur” ile ailesine gönderme yaparken Abdurrahman ve dava arkadaşları: Yeni Türkiye’nin bir (Müslüman)kuluna mı dönüşmüşlerdi?”

AZİZ SAVAŞ, BİN BİR GECE MASALLARINA BAŞLANGIÇ YAPTI:
“Bir zamanlar sizler de bizler gibi çocuk idiniz ve deminden beri bana anlatmaya çalıştığınız o aydınlık, o berrak, o saf ve o bütün bir varlık âlemi ile ünsiyet kurabilen çocuk kalbi sizlerde de vardı? Ne oldu da onu yitirdiniz? Bu açgözlülük, bu ihtiras niçin?”

ŞİİRİYLE: *Mustafa Yıldız *İbrahim Kilik *Mehmet Aycı *Hikmet Kızıl *Bülent Sönmez *M. Sultan Cica *İsmail Aykanat *N. Atilla Soykan *Serkan Türk *A. Hakan Karataş *Davut Güner

ÖYKÜ VE DENEMELERİ İLE: *Ömer İdris Akdin *Mustafa Everdi *Kemal Albayrak *Rıza Kemal G. *Mustafa Uçurum *Faik Öcal *Ali Korkmaz *R. Hacı Ahmet *Enes Can *Betül Gayretli *Hamza Çelenk *Fatma Serenli *Ümit Evran *Mustafa Işık

YOLCU DERGİSİ 80. YÜRÜYÜŞÜ: “ALLAHUEKBER: GERİSİ YALAN DÜNYA”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-80
BU SAYIDA:

*ömer idris akdin *mustafa uçurum *mustafa yıldız *müştehir karakaya *mehmet aycı* mustafa everdi *fadıl karlıdağ *faik öcal *özcan ünlü *salim nacar *dursun ali sazkaya *y. türker demirbaş *hamza çelenk *rıza kemal g. *ümit evran *bilal can *banu özbek *galip önlü *berat bıyıklı *r. hacı ahmet *meryem dalğıç *sema bayar *naman bakaç *hürmet fulya akız *aziz savaş *şahin eroğlu *selçuk küpçük *ibrahim yolalan *hüdanur ulutürk
ÖMER İDRİS AKDİN ‘SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:
“Uzakta kurbağa sesleri… Ilık akşam yeli aramızda dolaşıp duruyor. Köşedeki genç başını kaldırıp konuşuyor. Garip bir şeyler oluyor, diyor heyecanla. “Boğaziçi Köprüsü’ne tanklar çıkmış!” İzzet, bu durumu yeni bir komplo teorisiyle açıklamaya çalışırken, Yılmaz söze giriyor, “hayır” diyor; ” köprüye çıkan arkadaşlar bunun bir darbe girişimi olduğunu söylüyor.” Darbe mi? Nasıl yani? Şu bildiğimiz darbelerden mi? Mutfağa gidip gelen Cihat “sanırım böyle bir durum var, Ankara da hareketli” diye konuşuyor. Uzakta kurbağa sesleri nefesimizde kuymak kokusu. Gökyüzüne bakıyorum. Derginin sosyal medya adresinden bir mesaj yayınlıyorum ilkin: “Açık ve net ilan ediyoruz: Ülkemize girişilen Amerikan menşeili paralel saldırıya karşı Özgür İrade’nin yanında direneceğiz!” Saat yirmiüçü hafif geçiyordu.”
MECMUANIN ORTA YERİ: AHMET USTA MEHMET AYCI’YI KONUŞTURDU:
Amerika’nın Sonu Gelecek Kardeşlerim, Biz Türkler Kendimizi Biliyoruz;Kapitalizmin Canı Cehenneme!
“Dünya acılar yurdu. O on beş asrı on beş asır daha geri sarın bu acılar yine vardı. Yine var olacak. Maalesef olacak. Kardeşimizi öldürdük. Habil’i yani. Habil’i öldürme tıynetinde olan insanlık var olduğu günden bu yana çocuk öldürüyor. Çocuk ölüleri koleksiyoncusu medeniyetler mezarlığı yeryüzü. Çocuklar öldü, çocuklar ölüyor, çocuklar ölmesin demenin bir dilsel karşılığı var elbette. Bu sözden daha değerlisi şu: Bir yetim besliyor musunuz evinizde yahut babaları ve ağabeyleri diri diri toprağa gömülmüş bir aileye bakıyor musunuz üç beş arkadaş aranızda harçlık toplayıp. Şiiri yazılıyor zaten, şiirini yazdım işim bitti, oh ne steril alan, hepimiz şiirini yazalım, çocuklar ölmeye devam etsin.”

MUSTAFA EVERDİ; ANONİM KAHRAMANLIKLAR ÜZERİNE YAZDI:
” İngilizlerin Magna Carta’sı, Fransızların Bastille kalkışması, Amerika’nın Bağımsızlık Bildirisi varsa Türkiye’nin 15 Temmuz ve Yenikapı toplaşması var artık. Tarihsel deneyimlerle varoluşa dair tehdidin ve tehlikenin büyüklüğü karşısında ahdini yenileme idrakine dönüşmüştür bu süreç. Birlik ve beraberlik her şeye rağmen revaçtadır millet nezdinde. Milletlerin büyük atılımı, kendini güvensiz hissettiği zamanlarda başlar.”

DURSUN ALİ SAZKAYA; İHANET VE SONRASI ÜZERİNDE DURDU:
” Türkiye’deki İslamcı hareketin siyasi hayatında bazı cemaat darbeleri yakın geçmişimizde görüldüğü halde benzer davranışları tekrarlamak ne acıdır. Örneğin Refah Partisini ele geçirmek üzere yapılmış bir İskenderpaşa cemaati darbesini ne çabuk unuttuk. Bunca olumsuz deneyimler dururken neden hala siyasetin sırtından cemaatleri devlete taşıdığımızı anlamakta güçlük çekiyorum. Müspettir, sağlamdır, dini bütün bir dava adamıdır diyerek devlet mekanizmasını cemaatin kollektif hafızasına açmak aymazlık değilse nedir?”

YILMAZ TÜRKER DEMİRBAŞ; KENDİNİ YENİDEN KURMAYA ÇAĞIRDI:
” O gece Anadolu’nun küresel kuşatmaya karşı bir cephe olduğunu idrak eden herkes ülkenin her karışını evi belledi. Yozgat, Hakkâri, Elazığ, İzmir, Ordu, Van, Erzincan, Dersim. Bir taşla iki kuşu vurmasınlar diye üleştiğimiz çabalar, verilen kavgada incinen omuzlara merhemsi koşturmalar. Ülkücü Hareket biliyor ki Pehlivanoğlu rahat, Ahmet Kerse, Ali Bülent Orkan huzur içre. Alperenler biliyor ki Muhsin Başkan’ın ne gözü arkada ne de kanı yerde kalmadı. Milli Görüş biliyor ki ırkçı siyonizm kaybetti. İbda biliyor ki pazarlıksız Allah ve Resulü diyenler felaha kavuştu. Vicdan ehli biliyor ki Roboski davası adalet buluyor. Hrant Dink suikasti faili meçhullerle örtbas edilmeyecek. Yasin Börü ve arkadaşları şad olsun, maskeli katilleri halk adalete teslim etti.”

BANU ÖZBEK; INTO THE WILD FİLMİ ÜZERİNDEN İNSANLIĞA SES VERDİ:
” İnsanın doğaya, natürale ilgisinin 21. y.y.da daha da ön plana çıkması turbo kapitalizmle yenişemeyeceğini anlayan insanın kaçma/saklanma teşebbüsü mü yoksa tanrıdan önceki son durak mı acaba? Bu sorunun cevabını sanırım hayatla sınavımız ve unuttuklarımızı yeniden hatırlama gayretimiz verecek. Christopher”a gelince bunları sınayacak mühlete kavuşamasa da farkına varışın tebessümünü hediye ederek ayrılacaktır aramızdan. Tıpkı çağdaşı ve mensup olduğu uygarlığın diğer cesur yüreği Rachel Corrie gibi.”

AZİZ SAVAŞ; MUSTAFA KUTLU’DAN MÜLHEM İÇİMİZDEKİ YOLSULLUĞA DEĞİNDİ:
“Hülâsa, biz Müslümanların bugün içerisine girdiğimiz çıkmazın asıl sebebi, Mustafa Kutlu’nun bir kitabının isminden mülhem olarak içimizdeki bu yoksulluktur. Dolayısıyla problem, büyük, esaslı ve ontolojik bir problemdir. Öyle bugünden yarına halledilecek bir problem değildir. Öncelikle, aydın ve ulemadan başlayacak köklü ve esaslı bir iç dönüşüm ve tekâmül gerektir. Sağlam ve kâmil ruh ve kişiliklerin münevver bir akıl ile buluşmasını gerektirecek uzun erimli bir iştir. Kısacası, gerçek anlamda usta, sanatkâr, üstat, hekim ve ariflere ihtiyacımız var.”

SELÇUK KÜPÇÜK, ‘GÖÇ DEFTERİ’ KİTABINI İBBARİHİM YOLALAN İLE KONUŞTU:
” Kara budun bu ülkede toprakla ünsiyeti olan insanlardır. Kara kaplı kitaba şartsız inanan, kitabın içindekileri sorgulamayan insanlardır. İktidarları oluşturan ama iktidar olamayan, devletle meselesi olmayan, devlete karşı boynu kıldan ince insanlardır kara budun. Muteber ve mutedil insanlardır. O insanlar ki; Yüce kitabı anlamadan dinlerler. Kutsal bir ezgidir okunuşu onlar için. Dinlerken gözleri dolar çok zaman… Adalet üzeredirler ve adalet isterler her işte. Mahcupturlar ve yanlışlarını bilirler. Düzelmek, doğru yolu bulmak için destek ararlar bu ülkenin okumuşlarından.”

Geniş bilgi için:
Web:
www.yolcudergisi.com
Sosyal Medya:
Facebook: yolcumecmua / Twitter & Googleplus & Medium & Youtube: yolcudergisi

YOLCU DERGİSİ 79. YÜRÜYÜŞÜ: “YOLDAN ÇIK!”

Bu sayımızda by Yolcu Dergisi yorum yok »

yolcu-dergisi-79-kapak
BU SAYIDA;
DENEME VE ÖYKÜLERİ İLE;

*ömer idris akdin *mustafa uçurum *hamza çelenk *faik öcal *ali korkmaz *mustafa everdi *rıza kemal g. *banu özbek *hikmet kızıl *y. bilal aydeniz *faik adıyaman *d. ali sazkaya *ümit evran *yiğit yüce *metin kondel *aziz savaş *selçuk küpçük *mustafa oral

ŞİİRLERİYLE;
*bülent sönmez *selim nacar *nadir aşçı *davut güler *şahin eroğlu *mustafa yıldız *sümeyye gedizli *ismail aykanat *süleyman bozkurt

ÖMER İDRİS AKDİN ‘SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:
“Dün asabiyetin zehirli tılsımıyla vurdular bizi, bu gün din adına bağlanır dillerimiz. İktidarlara amade din birbirimizi yok etmemiz gerektiğini telkin eder. Mezhep ve meşrepler adına bilenir savaş baltaları. Hangi kutsala sarılmışsak o kutsal üzerinden karılıyor oyun. Hançeremizde tekbir sesleri ile firavunların ehramlarına taş taşınır. Kafirin silahı ile kafasına sıkan mücrimlerden başkası kalmaz geriye. Vurdukça ve vuruldukça küresel efendilerin enseleri kalınlaşır, kahkahaları daha bir gür çıkar. Kutsal cihadınız mübarek olsun. Dininiz hakkı için birbirinizi kesin ve satılmış ruhlarınıza atılan bir parça kemik olsun cennet.”

MECMUANIN ORTA YERİ’NDE SELÇUK KÜPÇÜK GÜVEN ADIGÜZEL’İ KONUŞTURDU:
“İbn-i Arabi, ‘Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Anadolu’yu kapsayan uzun bir seyahati sonrasında şöyle bir cümle kurar, ya da daha doğru bir ifadeyle şöyle bir cümlenin içinden geçer; “Seyahatim kendimden başka bir yerde vuku bulmadı” Bunu duyduğum ilk anda ağzımdan şu söz çıkmıştı; ‘içinden geçenleri’ söylemiş işte pir. İçimizden geçiyoruz. Evet, sorularım var, kendi sorularımın peşinden gidiyorum. Bütün yaptığımız iç dünyamızda -dış dünyaya nazar ederek- bir cevelan çabasıdır belki de.”

ALİ KORKMAZ “HALİ PÜR MALELİMİZE DEĞİNDİ:
“Okunan kitaplar İslami olmaktan ziyade İslami moda kapsamında yayınlanmaya başladı. Yükselen alimler, düşen alimler sınıflandırması yapılır oldu! Kıssacı ve hurafeci din adamları ile diğerleri karşı karşıya! Ümmetin derdine çözüm üretmek yok! Bin yıldır çözülemeyen konular hala revaçta… Din pazarlayıcı adamların önemli bir kısmı ya sermaye peşinde, ya da sermayenin emrinde!… Mustazaf pozisyonunda olanlar, bu Firavunların piramitlerine taş taşıyarak mutlu oluyorlar!”

MUSTAFA EVERDİ KİTAPLAR ARASINDA DOLAŞTI:
“Uykuları unutturan, kandilde biraz yağ varsa kendini okutturan kitaplarla. Tamamlanmış insan demek bir bakıma kitap. Görücüye çıkmış, yazanın müdahalesinden uzak bize teslim olmuştur. Elde somut bir şekilde tutulabilen, karıştırılan, altı çizilen sonra tekrar bakılabilen. Cimrinin paraya, uykusuzun yatağa, üşüyenin ateşe olan iştiyakı bizde kitaplara yönelik. Kitapların verdiği cüretle sanatsever ve düşünür bile olabiliyoruz. Etik, estetik ve hayal gücüne abanan bir açgözlülükle. Rahatlama ve gevşeme fırsatı tanımayız kendimize. Sürekli başımızı bileme taşlarına eğmeliyiz. Beynimizi bileylemek için. Kalp atışı gibi. Atar ve toplar damarların eylemliliği gibi zinde tutmalı bizi kitaplar.”

BANU ÖZBEK “ÖMRÜMÜZDEN BİR SENE”FİLMİNİ TAHLİL ETTİ:
” Aydınlanma tanrıdan boşaltılan yere insanı/aklı koyan ve böylelikle daha güzel, daha yaşanılır ve insanın daha da yüceltileceği bir dünya tasavvuruydu. Özne olan insan kaderini eline alacak hatta onu yeniden yazacaktı. Peki, tanrıdan boşaltılan yere insan/akıl geçti de ne oldu? Batı yasalarla insanı ve haklarını koruyabilecek hale geldi. Üstelik bu ötekine hayat hakkı tanımayan bir dünyaydı. En basit davranışlar için bile yasalar konulurken yasayla donanan birey –bombayla donanmış gibi sanki- başkalarının lehine feragati, diğerkâmlığı unuttu. İnsan adeta kötürüm kılındı. Öte tarafta yani batı dışında kalanlar ise en asgari yaşamsal vasatlardan mahrum. Birer istatistik. “Hani insan özneydi?”

HİKMET KIZIL “VEREMİN SANATA BULAŞMIŞLIĞINI” İRDELEDİ:
“Kafka, veremden ölmeden iki ay önce günlüğüne şunları yazar; “Sohbet ederken hiçbir şey öğrendiğim yok, çünkü verem üstüne konuşurken herkeste bir çekingenlik, kaçamak davranışlar ve donuk bakışlar ortaya çıkmakta.” Bu dert beni verem eder” türküsünü fena halde ciddiye almalıyız belki de. “Tabiplerde ilaç yoktur yarama” Avrupa’da roman ve şiirin bizde ise türkü ve sinemanın ‘konusu’ olan ince hastalık, pençesine aldığı Chopin, Moliere, Çehov ve Kafka gibi dehaların ebediyete göçmelerine sebep olmuş bir felakettir. Ruhu ve bedeni aynı anda esir alan bir felaket. Türk edebiyatında ise Memet Fuat, Cenap Şahabettin, Cahit Sıtkı Tarancı, Peyami Safa, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu gibi değerli kalemlerin veremle boğuşmuş isimler arasında olduklarını görüyoruz.”

*YOLCU DERGİSİ YAYIN ÜSSÜ:
*Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Mustafa ÖNER *Genel Yayın Yönetmeni Ömer İdris AKDİN *Yayın Danışmanları Ahmet USTA & Bülent SÖNMEZ *Yayın Koordinatörleri Bilal CAN & Eyyüp AKYÜZ *Editörler *Şiir Selçuk KÜPÇÜK *Öykü Dursun Ali SAZKAYA *Deneme Mustafa UÇURUM *Görsel Yönetim Ferhat KALENDER *E-İleti yolcudergisi@gmail.com *Seyyar Telefon: 0505 781 0 550 *Yönetim Yeri: Hançerli Mh. Abbasağa Sokak No.13 Samsun *Ankara Büro: Tuna Cd. Bulvar Pasajı No. 3/2 tel: 0 312 430 3 088 Kızılay *Abone olmak için; 30 TL’yi 12840289 nolu posta çeki hesabına Abdullah Özdemir adına yatırıp, yolcuabone@hotmail.com adresine bilgi vermeniz yeterlidir. *İki ayda bir yayınlanır. *Yayınlanan yazılardan okur da sorumludur. * Cezaevlerine ve garibanlara ücretsiz gönderilir. *Hediyesi 5 TL

 Sayfalar:   1  2  3  4  5 » ...  Sonuncu »