“UÇURTMAMI RÜZGÂR YIRTTI DOSTLARIM”

Deneme, Öykü by Mustafa Uçurum 7 yorum »

Bazı güzelliklerin mevsimi olduğuna inanırım. Ancak o mevsimde anlam kazanır o güzellik. Çiçek bahara, sararmış yapraklar güze, karpuz yaza yakışır. Mesela kışın ortasında manavların ortasına kurulmuş kendini ağırdan satan karpuzlara hiç yüz vermem. Yapay gibi gelir bana, plastik gibi görürüm mevsimsiz yapılan her şeyi.

Esip duran rüzgâra da en çok uçurtmayı yakıştırırım. Nazlı nazlı süzülen bir uçurtmanın ardına düşüp gitmek, onunla birlikte süzülmek bulutların arasında; tarifsiz bir mutluluktur. Hiç uçurtma uçurtmamış birine bunun mutluluğunu anlatmak imkânsızdır. Bazıları için boş iş, çocuk işi gibi gelir bu serüven ama benim için en önemli bir uğraştır uçurtma yapmak ve uçurtmak.

Çocukluğumda uçurtma yapmak şimdiki kadar kolay değildi. Öyle ince, hafif çıtalar bulmak, rengârenk kâğıtlarla uçurtmayı süslemek mümkün değildi. Uçurtma için özel ip falan da satılmazdı. Çıta yerine mısır calazı dediğimiz mısırın gövdesini, renkli jelâtin yerine gazete kâğıdını, yapıştırıcı yerine de annemize binbir yalvarmayla hazırlattığımız hamuru kullanırdık. Uçurtmanın kuyruğunu da yine kâğıtlardan yapardık. İpimiz de annemize çaktırmadan aldığımız yorgan iplikleri olurdu. Devamını oku »

GİDEN GİTSİN, SEN KAL!

Deneme, Öykü by Fatma Çolak 2 yorum »


Önce çocuklar geçti, yanaklarında yağmurun silinmeyen dövmesiyle. Ardından, uzak ülkelere yaptıkları seferden henüz dönmüş ve sancakları hala ellerinde askerler, kalpağında ızdırabı bir zebercet  gibi taşıyan kumandanları önlerinde..ve öğrettikleri yalnız ve ancak, bir gülün nasıl koklanacağı bilgisinde saklı ‘ulu hocalar’ en nihayet…Geçtiler nümayişsiz, törensiz; geçtiler her birimizin gözlerini, ağaracak bir şafağı gözler gibi, sisin dağdan ötelere savruluşunu izler gibi umutla süzerek… Şehre baktılar sonra; kaç sardunyasız pervaz, kaç tebessümsüz avlu, kaç duasız kaldırım varsa kaydını tuttular bir bir. Onlar geçerken biz, koltuk altlarımızda munis kitaplar, son çıkan şarkıların rüzgarı boynumuza dolanmış, prime time bir dizinin saatini kaçırmamak için telaşlı, omuzlarımız mevsimin omuzlarına çarparak yürüyorduk. Gün akşamlı idi, bunun için hepsi de çekip gittiler güneş batarken, bir lokmacık gök kalmamış kuşlara buralarda diyerek…Çekip gittiler, biz bize katil bir monolog halinde kaldık, bir de akşama tünemiş kuşlar… Devamını oku »

MAHŞERİN ÜÇ ATLISI

Deneme, Öykü by Bekir Konyalı 2 yorum »

MAHŞERİN ÜÇ ATLISI

Övmeyi seçti. Kısa sürede sevdi. Zamanla bildi.

Sabah erkendi. Yoldan geldi. Odasına geçti. Sözcükleri çoktu, cümlesi yoktu. Yüreği bulaşık, aklı karışıktı. Kalın dudakları, büyük bir ağzı, uzun dili vardı. Yüzü yoktu. Pazarlamacıydı. Uyudu, uyanmadı, öyküsü bulunmadı. İnsanlar tuhaftı, şaşkın şaşkın bakınıyorlardı. Eksikliği hissediyor, adını koyamıyorlardı. Bu yüzden şaşkınlardı, bu yüzden tuhaflardı. Evden çıkarken bir şeyleri unuttuğunuzu hissettiğiniz halde unutulanı hatırlayamamak gibi bir duyguydu yüze vuran. Gergindiler biraz da somurtkan. Önce “Allah Allah!” dediler kafalarını eğerken, parmakları saç diplerini ellerken. Sonra “ Hayırdır inşallah!” dediler yaşamaya devam ettiler.

Bir seni vardı. Yüzlerde güller açtırırdı. Kendine dikeni kaldı. Devamını oku »

İSMİN HALLERİ

Deneme, Öykü by Mustafa Uçurum yorum yok »

Onu ilk gördüğümde, kıştı, soğuktu, kardı. Sivas’a yakışır bir ayaz vardı her yanda. Soğuk önce yüzümüze vurur sonra ağır ağır içimize süzülürdü. Dağların başındaki duman gitmek için baharı beklerdi.

Soğuk bir mekanda anlamsız sözleri uçururduk. Çıkmaz sokaklarda dolaşır, yorgunluğumuzu sıcak bir çaya teslim ederdik. İçimize süzülen sıcak çayla beraber, bütün sokaklarımız açılırdı.

Onu ilk gördüğümde, elinde koltuk değnekleri, buzlu yolda yürümek için usta adımları öğrenme çabasındaydı. Adı Devrim” di, bir ihtilal için tetikteydi.

Kuşatılmış durumdaydım. Nefes alamadığım günler çoktu. Kaleye çıkıp şehre bakmak, istasyon caddesini Devrim’le arşınlamak ve Sezai Karakoç’un yanına Bukovski’yi koymak gibi mülteci yanlarım vardı. Bir ihtilal için hiç vaktim yoktu ama Devrim hep yanı başımdaydı. Eksik kalan yanlarımı bir an olsun avutmak için, Devrim vardı ve isyanın en sadık kardeşiydi.  Koltuk değneklerinden kurtulduktan sonra daha bir sağlam bastı yere, daha bir hızlı çarptı kalbi. Devamını oku »

GÖVDEM ÇİÇEK MEZARLIĞI

Deneme, Öykü, Şiir by Mustafa Uçurum 2 yorum »

Fabrikada mevsimlik işçi olarak çalışıyordu ve bir milyarı aşan maaşı, hatırı sayılır bir arabası vardı. Koyu çay sohbetlerinin tam ortasında, maaşından ve zevk içindeki yaşantısından bir anlık sıyrılıp; hararetle devam eden sohbetin tam ortasına, içindeki acıma duygusunu yüzüne yansıtarak ve en masum haliyle o tarihi soruyu soruyor; “anlattıklarınızı dinliyorum da, bir şey soracağım? Hangisi bizdendi, Filistin mi, İsrail mi?”

Uzak bir yangındayız, göz gözü görmüyor.

Uykularımızdan, hesapsız rüyalar geçiyor.

Ellerini bırakmamalıyım,

Kalabalık çoğalıyor her gün,

Uzak bir düş kuruyorum,

Gövdem çiçek mezarlığı. Devamını oku »

 Sayfalar:   1  2  3 »