BÜTÜN GEMİLER…

Deneme by Akif Çelik yorum yok »

… bütün gemiler için geçerli olan bir liman kuralı ve bütün limanlar için geçerli olan bir gemi kuralı yoktur

Beyaz bir sayfa üzerinde ilerlemek tıpkı bir kadeh şarabı yavaş yavaş yudumlamak gibi… Yazdıkça ve içtikçe kendi limanlarına de­mir atıyor gemilerimiz. Zamanı önemseme gibi bir sorun da olmu­yor çoğu zaman. Belli bir hıza şartlanmadan, direkt olarak rüzgârın hâkimiyetinde ilerlemenin zevkiyle yudumlanıyor hayat. İstenilen tek şey o sırada zihnin berraklaşması ve düğümlerin tek tek çözül­mesi… Kargaşadan kurtulabilmek için bütün sistemlerin tek tek çö­kertilmesi ve çöpe atılması… İnsanın, yaşam denizinde nereden gel­diği belli olmayan rüzgârlarla bilinmedik limanlara sürüklenmesidir asıl tehlike. Bu limanlar gemilerinizi kabullenir ve onlara sığınma hakkı verirse ne ala fakat bu durumun tersi gerçekleşirse (ki genel­likle tersi olur); işte o zaman karmaşanın orta yerine pazar kurulur. Alınıp- satılan, alıp-satan, gelip-geçen birbirine karışır. Yorgunluk, istenmeyen bir serum gibi bütün damarlarda dolaşmaya başlar. Uyumayla geçecek türden bir yorgunluk değildir bu. Böyle bir du­rumda yapılacak herhangi bir şey de kalmaz. Bir sonraki limana sürüne sürüne gitmekten başka yapacak hiçbir şey… Bazı limanlar vardır ki; hangi şartlarla olursa olsun bazı gemileri hep kabul eder. Bunu bilmenin rahatlığı bile gemiyi yönlendirmek için yeterlidir. Fakat her gemi için böyle bir durum geçerli olmadığından, en küçük fırtınada denizin dibini boylayan gemiler oldukça fazladır. Böylelik­le bütün gemiler için geçerli olan bir liman kuralı ve bütün limanlar için geçerli olan bir gemi kuralı yoktur. Zamana, şartlara, rüzgara ve gemilere göre değişir durum. Böylelikle bir kuralsızlıklar bütünü boyunca sallanıp- duran gemilerce işgal edilir beyin kıvrımları. Kar­gaşanın asıl doğuş noktası da burasıdır. Yüzlerce-binlerce gemi, on­larca-yüzlerce liman arar-durur. Her şey birbirine karışır, çaylar dö­külür, bardak kırılır, çakmağın gazı biter, sigara yanmaz ve yazı biter.

KAVRAM KARGAŞASI

Deneme by Akif Çelik yorum yok »

Tanrı Kabil’e dedi ki: Kardeşin nerede, kanı topraktan bana ses­leniyor?” Ve o günden sonra Kabiller çoğaldı; kan kokusu da tabii. İyiyle-kötünün savaşı başladı. Bir tür karşıtlık birleşimi ya da zıtla­rın birliği oluştu. Dengeler ya tam sağda ya da tam solda yer almaya başladı. Bu durum daha sonraları ulusal tarih kitapları ve hatta kla­sik Türk filmlerinde aynı doğrultuda ilerledi. Roman kahramanları da bu kılıfla sahneye çıkmaya başladılar. İnsanlık ikiye bölündü. Bir insan ya iyiydi ya da kötü. Sahnede iki kostüm vardı. Terziler bu koşulla yetiştirildiler. Firavun sonuna kadar kötüydü. Musa’nın iyi olduğu şüphe götürmez bir gerçekti. Okyanus koyu bir Musa taraf­larıydı. Fakat Firavun’a sempati duyduğunu da; Firavun’un cesedini çürütmemesinden anlayabiliyoruz. Bu da bize iyi kavramının içinde bir kötü öğesi olduğunu gösterir gibi. “Şu halde burada Tanrının rolü­ ne?” gibisinden bir soruyla karşılaşmamız muhtemel: Tanrı’nın olaylara müdahalesi gibi bir durum o an için söz konusu değildir. Şu halde kader kavramı da oluşmazdı; kişi ettiğini bulur sözü de… Herkesin ektiğini biçmesi gibi bir durum… Devamını oku »

YÜREK YORULUNCA

Deneme by Ayşe Eyyüpkoca 7 yorum »

Tüm patavatsızlıklar yerin dibine girsin…

Hiçbir şey gönlümde büyüttüğüm kadar saf değil. Hiçbir şey senin kadar masum değil içimde ki çocuk. Kim demiş sadece dumanlı dağlara kar yağar diye. Tüm karlar gönlüme yağar asıl. Ardından buzullar oluşur eteklerimde. İlmek ilmek dokunur damarlarıma simsiyah sözcükler. Her kelime dağ olur gönlümde. Her kar tanesi bir aşk türküsü… Notaları yoktur bu türkünün. Bu türkünün notaları ikinci cemre düşende gönle, yeniden bestelenir.

‘’Aşk ebruli bir tebessümdür kalbime.’’

Sonrası mı ?

Koyu bir sessizlik.

Ardı sıra bir yıldız kayması…

Yürek patlaması.

Devamını oku »

GEÇİŞ ÜÇLEMESİ

Deneme, Şiir by Ayşe Eyyüpkoca yorum yok »

‘sen’

geçilecek her ne varsa önümde, geçmekteyim ortasından.. hazar, yedisu, iğdeler, nar çiçekleri, yediveren.. şehre sinen elma kokusu, en çokta portakal.. geçeceksem böyle, böyle delikan.. boynunu vurmalıyım fundamental imgelerin. mordan ve ötesinden bir simerenya kurmalıyım.. daha fazlasına yoktur gerek..! adım rüzgar. benim rüzgar; çatılar uçurmaktayım.. tuğladan, kerpiçten çatılar! dokunmaktayım şivekar bir gül zülfüne… ve fırtınadan sessizliğe.. bilemem, esersem ne yana eserim.. bakarsın yüzüne eserim.. eser de geçerim…

ne varsa geçilecek, bırakırım darmadağın..benden sen’e geçerim!

‘ben’

bir tahammülden geçmekteyim.. kırarım hoyratlığı, yıkarım pervasızlığı .. bir tahammülden geçmekteyim ey!.. içim dar, yer ve gök dar.. gönenmiş bir yarım yok.. aşk için; yoktan geçmekteyim, vardan, yârdan.. tanıdığım, tanımadığım.. duyduğum, duymadığım.. gördüğüm, görmediğim.. dokuduğum, dokunmadığım.. yediğim, yemediği.. her ne varsa kıyıda köşede hepsinden geçmekteyim.. benim aşk!..

benden, senden ve en çok da ondan geçmekteyim…! şafak vaktiydi bir kere.. bir kereydi.. her kereye bedeldi.. saçlarının kıvrımında tülden branda gördüm de züleyhanın.. bir katıksız elem.. ağır aksaktım.. ama yine de geçtim. ve neden sonra poyraza, uğultulu bir hâle döndüm.. ve bir vakit, kaç asır sonraydı bilemediğim, geçerken memleket/in üzerinden, bir gelin kalbi gördüm fanusta.. benzettim züleyhaya.. ah, nasılda duramadım..! bakamadım öyle doya doya.. o gün bugün, aristokrat bir geçişle geçtim her ne varsa, bir gelin kalbinden geçtikten sonra…!

‘o’

bir uçurumdan geçmekteyim.. diri kalmaya cesaretim yok! köpük köpük baldıran suyu içmeliyim.. ben; üçüncü!.. muğlak düş.. mutlak hezeyan.. korkuyu küle çevirdim hemen sonra.. kendi cesedime mektuplar yazdım.., bir veda mektubu havasında.. ironik travmalar geçirdim. ve böylece geç-tim uçurumdan…! bir geçişle, kendimden geçtim..

EBEDİLİĞE DAİR

Deneme by Yahya Kurtkaya 2 yorum »

Hayatı, ona yüklediğimiz anlamlar toplamı diye nitelemek; sıkışıp kaldığımız köşemizde sonsuzluğa dair üç beş kelamımız olmasını sağlayan bir yorumdur. Ta ki aslımızın manasından çıkıp; varacağımız güzelliğin dergâhında bir nokta olmanın şerefine dair sırrımızın yankısında kendimizi görebilelim…
Yaşamak manasında, gelgitlerin demlediği bir yürek, maneviyatın efsununa yaslanmadan kırıklarını onaramaz. Zira varlığın şükrünü yansıtmak; içsel bir hissedişin dilin maddesinde bestelenmesinden geçer. Bu da, sonsuzluğun kapısında oturup; yağmurların büyüttüğü bir yüreğin nabzında ağlamanın gizine ermekle var olur. Bunun içindir ki; gözlerin hayâsının tekilliği; çokluk sırrından daldığımız denizden yüreğe çokluğu kaçırmadan; okyanusun dibindeki incileri, mercanları seyredebilmenin şeklidir.
Karmaşık bir yapıda varlık dairemize giren yaşamak; avuçlarımızın içine güneşi alıp da; yanmanın olmamasının yalanlığı kadar serapsal bir minvalde seyreder sırrını. Yanidir ki, gecenin dervişliğini yüreğin çölünde hissetmek; günün sükûnetini aynaların ardında unutmaya muktedir olabilmenin canında can bulur. Bunun için, eğer hala geceye dair ve varlığa dair ve aşka ve kalbe dair ruhumuzun tekâmülü için bir ukdemiz varsa; bu yaşayabilmenin müntehasında dirilişe dair üç beş kalama sahip olma lüksümüz var demenin adıdır.
Devamını oku »

 Sayfalar:   « Birinci  ... « 7  8  9  10  11 »