KALPLERİ HİZAYA ÇEKMELİ

Deneme by Mustafa Uçurum yorum yok »

Kendi rüzgârında savrulan ve üstündeki kara bulutları savuşturan bir kalple çıkmalı yola. İleriyi görmek için, adım adım yaklaşmalı öteye. Öteler ki, sağlam bir kalbin yanında, esaslı duruşlar da istediğinden, her zaman sahih bir kalple çıkmalı meydana.

Bir hüznü yaşamak için, birilerinin ölmesini beklemek, kendi ölümümüze de yaklaştırır bizi. Her ölüm biraz daha hesaba çeker kalpleri. Ölümü beklemeden yürümek, ölümsüzlük şerbeti sunar yüreklere. Bir eser bırakmalı ardında. Görenlerin içine değecek bir eser bırakmalı. Bir taş daha koymalı temele. Ölümsüzlük o zaman adımıza yakışır biraz da. Erdem Beyazıt’ın dediği gibi: “ Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm / ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm./

Tolstoy der ki: “ Söylediklerimin yankı bulmadığını gördüğüm an, dilim tutulur benim.” Yankısı kendisidir insanın, taşıdığı kalptir. Yere sağlam adımlarla basmak için, adımımızı ağır atmalıyız yere. Öyle ağır olmalı ki duruşumuz, sıradan rüzgârlarla sallanmamalı gönül tahtımız. Yankısı kendisidir insanın. Zikri ile fikrinin birleşmesidir. Elindeki sigarasıyla, hastasına sigaranın zararları hakkında telkinler veren doktorun tutumu ile; yaş kemâle erdi diyerek kitapları tozlu raflarda bırakıp öğrencilerinden kitap okumalarını isteyen muallimin tutumu aynıdır. Söylemler fiiliyata yansımazsa, sözlerinin yankısında kaybolur insan. Devamını oku »

İSMİN HALLERİ

Deneme, Öykü by Mustafa Uçurum yorum yok »

Onu ilk gördüğümde, kıştı, soğuktu, kardı. Sivas’a yakışır bir ayaz vardı her yanda. Soğuk önce yüzümüze vurur sonra ağır ağır içimize süzülürdü. Dağların başındaki duman gitmek için baharı beklerdi.

Soğuk bir mekanda anlamsız sözleri uçururduk. Çıkmaz sokaklarda dolaşır, yorgunluğumuzu sıcak bir çaya teslim ederdik. İçimize süzülen sıcak çayla beraber, bütün sokaklarımız açılırdı.

Onu ilk gördüğümde, elinde koltuk değnekleri, buzlu yolda yürümek için usta adımları öğrenme çabasındaydı. Adı Devrim” di, bir ihtilal için tetikteydi.

Kuşatılmış durumdaydım. Nefes alamadığım günler çoktu. Kaleye çıkıp şehre bakmak, istasyon caddesini Devrim’le arşınlamak ve Sezai Karakoç’un yanına Bukovski’yi koymak gibi mülteci yanlarım vardı. Bir ihtilal için hiç vaktim yoktu ama Devrim hep yanı başımdaydı. Eksik kalan yanlarımı bir an olsun avutmak için, Devrim vardı ve isyanın en sadık kardeşiydi.  Koltuk değneklerinden kurtulduktan sonra daha bir sağlam bastı yere, daha bir hızlı çarptı kalbi. Devamını oku »

GÖVDEM ÇİÇEK MEZARLIĞI

Deneme, Öykü, Şiir by Mustafa Uçurum 2 yorum »

Fabrikada mevsimlik işçi olarak çalışıyordu ve bir milyarı aşan maaşı, hatırı sayılır bir arabası vardı. Koyu çay sohbetlerinin tam ortasında, maaşından ve zevk içindeki yaşantısından bir anlık sıyrılıp; hararetle devam eden sohbetin tam ortasına, içindeki acıma duygusunu yüzüne yansıtarak ve en masum haliyle o tarihi soruyu soruyor; “anlattıklarınızı dinliyorum da, bir şey soracağım? Hangisi bizdendi, Filistin mi, İsrail mi?”

Uzak bir yangındayız, göz gözü görmüyor.

Uykularımızdan, hesapsız rüyalar geçiyor.

Ellerini bırakmamalıyım,

Kalabalık çoğalıyor her gün,

Uzak bir düş kuruyorum,

Gövdem çiçek mezarlığı. Devamını oku »

GÖLGELİ AYNA

Deneme by Mustafa Uçurum yorum yok »

Önce bir ağaç gölgesi bulmalı, sonrası yaman bir serinlik. Her taraf ıssız bir çoraklığa teslim. Hızla gitmeli ve efkâr dağıtan bir gölge bulmalı. Tek tek ağaçlar var tarla ortalarında. Etrafı yorgun köylülerce sahiplenilmiş; bir hasatı bitirmenin keyfini acıyla çıkaran köylüler var ağaçlar altında.

Eskimiş bir yalnızlık benimki. Dile düşmüş, göze gelen, itibar görmeyen bir tenhalık. Aslında aradığım serin bir ağaç altı da değil; başımdaki kalabalığı savuşturmak, kendimi dinlemek ya da toprağa daha sağlam basmak ayağımı.

Otobüsteyim. Yokuşlar çıktık, virajlar döndük, mola verdik bir ovanın ortasında. Hayret; Sivas-Kayseri arasında neredeyse tek dikili ağaç yok. Sivas girişindeki hatıra ormanı tabelaları da sessizce bırakıldıkları bozkırı bekler gibiler. Karadeniz’in nefes kesen yeşilliği düşünüldüğünde insanın içi dışı koyu bir terkedilmişliğe bürünüyor buralarda. Bir ağaç gölgesi aramak için yanlış mekân seçmişim diyeceğim ama “Tokat bir bağ içinde” diyor içimdeki ses; çığlık çığlık büyüyor Yeşilırmak, Niksar, dağ, ova… Devamını oku »

ESMERLİĞİME BAKMA

Deneme by Mustafa Uçurum 2 yorum »

Bu kurak iklim, bu yanılgı yaklaşmasın yanıma. Değdirmesin bakışlarını benim ürkek, benin kırılgan gövdeme. Gideyim ve gidişim bir ağıt olmasın geride kalanlara. Benden sonra her yeni gün; biraz ümit biraz da aşk olsun, aşk olsun kalanlara.

Küstürmedim kimseyi ve ardıma takmadım yalanlarla. Küçük bir oda, küçük bir dünya dedim, başka şey istemem dedim. Dışarı bakan pencerem de varsa, değilmesin keyfime makamından küçük kaçamak isteklerin peşinde koştum durmadan.

Bu yağmur aklımı başımdan almaya yetiyor. Külüstür bir dilek tutmanın tam zamanı. Yağan yağmuru seyrettim ama dışarı çıkıp da adam akıllı dolaşamadım yağmurda. Her şey bir pencereden ibaretti ve bu yağmur ancak cam arkasından değiyordu bedenime. Derme çatma hayal odasında – belki de dar bir ranzanın alt katında- ancak bir hüznü yaşamaya fırsat var. Hüzünler kalıcıdır içimizde, sevinçler gidici. Ve sevinçlerimiz bir çığlığa döndüğünde, her an “dur” diyecek bir irkilmeyi beklemekle yaşarız zamanı. Sevinci savuştururuz başımızdan, biliriz ve unutmayız değişmez olanı;  “ hüzün ki, en çok yakışandır bize.” Devamını oku »