KEŞKE

Deneme by Mustafa Uçurum yorum yok »

İnsanı bunaltan, içine sıkıntı veren ve ona derin bir “âh” çektirten bir kelime söyleyin deseler sıralayacaklarım arasında ilk sıralarda yer alacaklardan biri “keşke”dir. “Keşke”den sonra kurulabilecek bütün cümlelerde yoğun bir pişmanlık duygusu vardır. Yapılamamış ya da yapılıp da iyi bir netice alınamamış her türlü işin sonunda “keşke” diye başlayan cümleler, dönülmez bir yolda olduğumuzun göstergesidir.

Bir işe koyulmadan önce ya da bir yola çıkmadan, iyi bir hazırlık döneminden geçmeli aklını kullanan kişi. İyice tartmalı, düşünmeli, adımını sağlam atmalı yola. Hatasız kul olmaz, doğrudur ama en küçük hatalarla kurtulmasını bilmenin yollarını aramalı pişmanlığın fayda etmeyeceğini bilen kişi.

“keşke hiç büyümeseydim

o sokakta öylece kalsaydım

elimde topacım

aklımda yeni oyunlar” der bir şiirinde ölüm korkusunun en büyük şairi Cahit Sıtkı Tarancı. Sebepsiz, anlamsız bir pişmanlık duyar şair ve bir mabet gibi keşkeye sığınır. İş işten geçtikten sonra, zamanı geri getirmenin imkânsızlığını bildiği halde keşke diyerek acizliğini bir nebze olsun avutmaya çalışır. Devamını oku »

KALBİME İTİRAFLAR

Deneme, Şiir by Mustafa Uçurum yorum yok »

Sokaklar hep yeni bir kapı olmuştur bende. Sokağa çıkınca ayrı bir gözle bakarım dünyaya. Sonsuza giden bir merdiveni çıkıyor gibi soluklanırım. Her adımda, gücüm biraz daha azalır. Merdiven hayat mı, yoksa yorgunluğumun bahanesi mi?
Ah kalbim, çıkışı bulmam zor.
Ah kalbim, yangın çıkacak az sonra.
Bütün rüzgârları savuşturacağım ah kalbim.
Talihsizlik denince aklıma eskiden çok isim gelirdi ama askerliğimi yaptıktan sonra aklıma yalnızca Fatih geliyor. İçimizdeki en bahtsız o idi. Parası çalınan, albaydan okkalı bir tokat yiyen, albayın sekreterine sevdalanan ve sonunda bölüğün en ücra işine verilen o idi. Hayata küsmesi, aklını alt üst etmesi ve kendini şiirlere vermesi de hep bu yüzdendi. Talihsizdi ve Yılmaz Erdoğan’ın bir şiirini kalbine işlemişti: “…bir şiirinde, dedi / yazarsan, dedi/ çok makbule geçer/ belki makbul saymayacağın bu isteğim, / yazarsan eğer, dedi/ şöyle kocaman harflerle:/ İSYANLARDAYIM, diye/ kepime yazdığım gibi şöyle…” , Devamını oku »

MEVSİMLER GİBİ KARIŞTI AKLIM

Deneme by Mustafa Uçurum yorum yok »

Küresel ısınma falan derken kış, yaz birbirine karıştı. Her ne kadar kar yavaş yavaş inmeye başlasa da bütün endâmıyla, “yazdan kalma” günlerin tadını kış mevsiminde daha bir keyifli çıkardık. Takvim olmasa yanımızda, tarihi gösterecek her türlü teknoloji uzağımızda olsa hangi mevsimde olduğumuzu bile şaşıracağımız günler yaşadık. Mevsimlerle birlikte aklımız da karıştı.

Kutuplardaki buzların  parça parça eriyip kaybolduğunu görünce dünyanın 40-50 yıl içinde çölleşeceğini söyleyen bilim adamlarına kulak vermek gerekiyor. Elimizden gelen bir şey var mı diye düşünsek bir süre; herhalde cevabımız “yok” olacaktır. Hızla çölleşiyoruz, mevsimler birbirine karışıyor. Yaşam dediğimiz keşmekeş tatsız tuzsuz bir hâl alıyor.

Sait Faik Abasıyanık o meşhur  “Son Kuşlar” hikâyesinde yıllar öncesinden sanki bugünleri görmüş gibi o zamanın çocuklarına seslenir: “Bizler kuşları ve yeşilleri çok gördük. Sizler için yazık olacak. ” der. Büyük yazar  elli yılı aşmış bir zamandan seslenir bize. Bugünün ağacını, kuşunu, yazını, baharını görünce o zamanın nasıl bir halde olduğunu bile düşünemez duruma geliyor insan. Sanayi tam anlamıyla gelişmemişken, çevre kirliliği diye bir kavram insanların gündemine oturmamışken Sait Faik gelecek için umutsuz cümleler kurabilmektedir. Acaba büyük usta bugünleri görseydi halimizi anlatmak için nasıl bir öykü yazardı ya da öykü falan yazmayı bırakıp çeker gider miydi bulduğu küçük bir doğa parçasının koynuna? Devamını oku »

…İNSANI KENDİ SURETİNDE YARATTTI!

Deneme by Akif Çelik yorum yok »

Yazıya ilk cümle olarak kurguladığım birçok şey var elbette. Re­simler var örneğin, kavramların beynimizde sözcük olarak değil de resim olarak belirmesi var. İlk cümle için yorulmak var. İlk cümleyi getirebilmek için saatlerce uğraşılan anların toplamı var. Yansıma­lar, çay, sigara, uykusuzluk nevinden birkaç somut öğe de ısmarla­yabiliriz kendimize bu ilk için. Biz tam yedi cüceyiz, on dört kollu bir deniz. Her şey birdenbire öldü. Ölüm, yaşam birdenbire, İsa’nın varlığı birden üçe… Ortamın açıklanması zorunluluğu var bir de: sol taraftaki çay bardağı, hemen yanındaki çaprazlama çakmak, içeri­sinde iki günlük izmarit besleyen küllük ve ortamın dumanı, biberi yansımalar. Varoluş. Kendime dokununca kendime mi dokunuyo­rum? Yazıya sizli, bizli şahıslarla mı devam etmeliyim, ya da ille de yazmam gerekli mi? Koluma dokunduğumda parmağıma mı dokunuyorum, koluma mı yoksa iki eylem birlikte gerçekleşirken ben gü­rültüye mi gidiyorum? Hayır, hayır. İnsanlığın kurtuluşu bununla açıklanamaz; daha belirgin, daha net birbiriyle daha bağlantılı cüm­leler bulmalıyım.Bütünsel düşünmeliyim. İnsan yalnız düşüncesin­de özgürdür. Öyleyse bu bütünsel ya da ayrık düşünme saçmalığını da nereden çıkarıyorum. Bu gibi düşüncelerle düşünceme sınıf koy­mamalıyım. Bu da bir sınır ya neyse. Kaplumbağalar evlerini sırtla­rında taşırlar. Önemli olanlar anında kaydedilmediği takdirde unutuluyor. Bütün video-CD’lerin kumandaları özellik olarak aynı; yalnızca bazen tuşların yeri değişiyor, hepsi bu. Hepimiz Tanrıdan birer parça taşıyarak geldik bugüne. Pahalı ve ciltli kitaplar aldıkça tatmin olduk. Arasına renkli ayraçlardan bırakmayı unutmayınız lüt­fen. “Bugün yolda kimi gördüm biliyor musun?” Böyle bir soruyla karşılaştığınızda sakın “kimi”? diye sormayın! Bilin ki bu soruyu so­ran şahıs bir şekilde evire-çevire size kendi özelliklerinden birini daha sıralayacaktır. Ben şöyle okurum, hayat daha yaşanılır olmalı, her geçen gün daha da kötüye gidiyoruz; masal içinde masal, oyun içinde oyun. Biz şimdi canavarız; dört kollu dört bacaklı iki kafalı bir canavar, sarılmanın bir başka görüntüsü de bu işte! Sanır mısın ki her şey daha kolay olacak; bak küllük de damlatıyor. Samsun asfal­tında hanginizin arsası var? Ama hayır. Önemli görüşmeler için baş­layacak uzun yolculuklar var. Var olmanın dayanılmaz hafifliği çö­küyor bütün ağırlığıyla üzerimize. Tam da bu anda çoğullaşıyoruz. Birinci çoğul şahıs. Köylülerin ülkemizde her iklimde yetişebildiği­ni biliyor muydun, bunu ben söylemedim. Ben onun yalancısıyım. Beynimdekileri kâğıda damlatıyorum, mürekkebim budur benim. .-Ayakkabım çok amaçlı kullanım yüzünden koksa da; bağcıkları açık bırakmak suretiyle bu durumdan yırtıyorum.

SAATLİ MAARİF TAKVİMİ

Deneme by Ömer İdris Akdin 14 yorum »

. imsak
Uzakta, çok uzakta çölün derinliklerinde, hiddetin kalbiyle konuşan bir adam yaşardı. Gözlerini bir kum fırtınası alıp götürmüştü. O günden sonra kum denizine bakmayı bilenler her kum tanesinin kısılmış bir öfkeyle kendilerini gözetlediğini hissedebilirlerdi.
- Zamanın başlangıcını gösterdiğinde sarkaç,  gölgeler düşlerde gezindiğinde ve güneşin ağarmış saçları kum tepelerini süpürdüğünde -
Bir başka adam içinde büyüttüğü yalnızlık ruhuna dar geldiğinde çölü sevgili bildi. Üzerinde ıhlamur serinliğiyle destursuz bir girişti bu.  Uzun bir sessizliğe düşmenin ürpertisini, kör bir geceden geçmenin tedirginliğini yazgı edindi. Oysa çölün sükûneti soğuk bir ceset kokusu gibi aktı genzinden. Öylesine direndi ve öylesine direndi ki, hiddetin kalbiyle konuşan adama rastladığında çekip giden aya karşı kasılmış bir öfke yumağıydı artık. Kaybetti.

. sabah
Perde açıldı ve şöyle bir ses duyuldu yeryüzünde, doğudan batıya dalga dalga yürüyen:
-  allah  en büyüktür. şaditlik ederim ki, allah’tan başka ilah yoktur. ve yine şahidlik ederim ki kalbimizin onuru muhammed allah’ın kulu ve sevgilisidir. öyleyse haydi dua etmeye ve yakarmaya. haydi özgürlüğe ve adalete. bil ki bütün kalbinle o’na yönelmek ve bütün kalbinle dua etmek, uyumaktan daha hayırlıdır. bil ki allah çok yücedir. yeniden bil ki o’ndan başka ilahımız yoktur! (amin)-
Enlemi ve boylamıyla dünya, kavi bir duruşa geçti. Devamını oku »