Yolcu Dergisi » 2007

KIRK YAMALI DÖRT ACI

Şiir by Yahya Kurtkaya yorum yok »

I.
acı yama eyle ki asîl dursun yakanda
toprak örtünen feryâd
setretsin günâhını
bir nedâmetin külsüz mâbedinde! arıtsın

rûhuna
perde perde inince birden gece
siyâhın mektebinden sâfi aşkı damıtsın
yüreğine renk gelsin kavî kılsın âhını

II.
takas etme şiiri yontuk dille
ki vakit
kambur bir pâdişahın titremesi acıdan!
eğilirken huzurda otuz küsür kelime

biriktir;
yama, emzir parmağından bu aşkı
konuştukça haz versin takas eden diline
zafer tadı devşirsin olgun bir yabancıdan Devamını oku »

BABİL SENDROMUNA GÖSTERGESEL BİR BAKIŞ

Makale by Dinçer Ateş 1 yorum »

Son derece karmaşık bir yapı olan günümüz iletişim sistemi içinde çözümleyici bir yaklaşım olarak “gösterge bilim” yeni bir disiplin hüviyetinde ortaya çıktı. Adamakıllı düşünürler ve bilim adamları bu disiplini her yönüyle ele alarak yapıyı bir bütünlüğe kavuşturmaya çalıştılar. Trafik ışıklarından yönlendirme levhalarına, tiyatrodan sinemaya, sanattan gündelik hayata dek birçok alanda, yaşamımız gösterge sistemleriyle düzenlendi. Kimine göre buna uç veren, kimine göre de bundan uç alan “dil bilim” sesten yazıya, bağlamdan kelimeye kadar uzanan bir çerçevede dil havuzunda, “söz”ü birer gösterge olarak ele aldı. Nitekim sacayağının üçüncüsü “anlam bilim” terimiyle oluşturuldu ve mantıksal çıkarımlarla neyin ne anlama geldiği kâh matematiksel göstergeler kâh olasılıklar şekilde ortaya kondu.
Bütün bunlar bir sarmala dönen hayatımıza; görünür anlaşılırlıklar,  görünür kolaylıklar ve görünür çözümlerle katkıda bulundu. Sanattan gündelik hayata her şey bu çözümleme esaslarına göre yeniden şifrelendi. Bu disiplinler bir çeşit gizli okuryazarlıkla farklı seviyelerde okurlarını ve yazarlarını üretti. Devamını oku »

AYŞE’NİN ONLARA VE SANA SÖYLEDİKLERİ…

Deneme, Şiir by Ayşe Eyyüpkoca 4 yorum »

ii
ben şimdi dalları kırık bir aydınlık üzerinde olabildiğince üzgün karşılıyorum geceleyin uykuyu. çünkü cemaatimin fazileti yer ile yeksan… tanıma gelmez bir hal benimki… elifler çekiliyor bağrımdan.. ama ben ne susmaya ne de konuşmaya istekliyim. çıplak ayaklarımla yürüyorum denizler üzerinde. dalgalar çarpıyor hüznümün yelelerine. kulaklarım gövdeme bıçak saplıyor. ne çok konuşan adam gördüm ne çok konuşan kadın. ağızlarını ifk ile çalkalayan çağın efendileri… bunlar dedim, yaşayanlar öyle mi?… günde beş vakit alınları secdeye değen adamlar..? aynı ayetlere iman ettiğimiz din kardeşlerim?.. bana düşmez kendim hakkında konuşmak. işte bu yüzden konuşmam istenileni konuşmayacağım burada. burada mavi bir gülün beyaz bir karanfilin ve sümbülün hakkı için aşkın sebepsizce verilen ve sebepsizce alınan bir hakikat olmadığını haykıracağım.
siz ey kitabı yanlış okuyanlar!
bir çift söz ve giden bir gemi arkasından düşündüm elbet sırlarımın hangi
şimşekleri çaktırabileceğini.. sözlerinizin hangi tahammülü zorladığını… ve bütün bunların ne anlama geldiğini… belki de bu yüzden daha kararlı duruyorum kendimin karşısında. çaresiz değilim. bilinsin ki savunmam din gününe saklı. çünkü ben biliyorum ki, o Allah ki, benimde sizinde bildiğinizden çok daha yücedir. öyleyse yalnız bir sabır düştü zayıf bedenime. insanın yettiği ancak kanat çırpmaktır yeryüzünde. ötesini bilen ve göreniniz var mı?
bundan öte yok söylenecek bir söz..
alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Devamını oku »

DİLİN ANLAŞILMAZ YANLARI

Makale by Cem Gençoğlu yorum yok »

Freud 20. yüzyıl insanını nevrotik olarak tanımlıyordu. Nevrotik bozukluklar psikiyatride psikozlara oranla daha hafif rahatsızlıklar olarak kabul edilmekle beraber çoğunlukla tedavisi de psikoza oranla daha umut vericidir.  Nevroz 20. yüzyıl kuşağının tanısı olarak tarihe geçerken nevrotik bir neslin yetiştirdiği bir kuşağın tanısı ne olabilir? 21. yüzyılın apartman odalarının yalnız insanları, iç konuşmalarıyla meşgul ve dışa yansıyan dünyaları suskun birer fotoğraf karesinden ibaret. Şu da bir gerçek ki 21. yy insanının psikiyatrik durumu konusunda bir görüş birliği beklentisinde değiliz. Ama bu çağı tanımlamak istediğimizde iletişimsizlik çağdaşlarımızın başlıca özellikleri arasında geliyor.

Tevrat’a göre Babil kulesini yaparak tanrının gazabına uğrayan âdemoğulları o zamana dek tek bir dil konuşuyordu. Tanrı, babil kulesini bir başkaldırı olarak görmüş ve insanlığın dillerini (iletişimlerini) bozarak birbirlerini anlamalarına engel olmuştur. Babil kulesinin yıkımından bu yana insan neslinin iletişimleri farklılaşmış ve her biri farklı birer dil kullanmaya başlamıştır. Devamını oku »

BANA BİR ÖTEKİ VER

Deneme, Makale by Mustafa Karaosmanoğlu yorum yok »

Dinçer ATEŞ’e İthaf olunur

O, ikinci teklik şahıs olan ’sen’in
Mekandaki ötelenmiş halidir
Öteki dile, topluma, bireye ve kültüre olumlu veya olumsuz pozisyonlarda dağılabilecek bir kavram. Zihinsel bir alt yapıya sahip olması nedeniyle keyfi bir kuruluşun üzerinden arzı endam ediyor. Bununla  beraber sonuçları açısından oldukça acı veren yönelimlere sahip. Öteki bir yaklaşım tarzı, öteki bir kaos, öteki bir yapı, öteki bir semantik ve öteki bir yapı bozum. Öteki, sen olmayı hak etmemiş olan ‘o’nun tezahür etmiş bir durumunu imliyor zihnimize. Hatta ‘öteki’ elden gelse bütün şahıs kiplerinden kapı dışarı edebileceğimiz bir şey. ‘O’ bile sahipleneceğimiz bir kavram ‘öteki’ karşısında. En azından bir yapı olarak, dil bizi böyle düşündürebiliyor. Çünkü zimmen de olsa ‘o’, sen üzerinden varabileceğimiz, hatta bilincinde olmasak bile dilin ulaştığı bir durum olarak içselleştirdiğimiz bir şey. Dil bütün ‘o’ları öteki yapmıyor, öteki ‘o’nun ötesinde bir yerde.  Lakin analitik olarak baktığımızda ‘o’, ’sen’den, ’sen’ de ‘ben’den çok uzakta olan yapılar değil.  Epigrafımızda olduğu gibi.

Öteki ben veya senden başlayan bir şey. Ben veya  sen olmasa ötekini oluşturabilecek bir vasattan söz edebilmek mümkün değil. Yani ötekinden kalkıp da bir ‘ben’ veya ’sen’ oluşturacak duruma sahip değiliz. Dil bile ötekinin karşısında geri dönüşsüz bir yapı olarak kendini gösteriyor. Dilin bile taraf tuttuğu  bir vasattan bahsediyoruz öteki dediğimizde. Devamını oku »

 Sayfalar:   1  2  3  4  5 »