Yolcu Dergisi » 2008

GÜLÜŞÜNÜZ SABIKALIDIR!

Deneme by Ahmet Usta 3 yorum »

Sokakların bile ayartılabileceğini, kentinse cerahatleşebileceğini, çapul ve talanın ve ihanetin alkışlanabileceğini bilemeyecek kadar gençtik. Gençliğimiz avucumuzda mumdu; uysal ve titrek! Oysa her gece Buraklara binip uzaklara giden bizdik. Sesimiz yediveren gülleri, hanım elleri ninnilerimizdi. Bol acılı romanlardan geçerdi çocuklar; ne çok kovulmuş kapılardan ne çok arabesk. Sermayemiz gülümsemekti. Çekerdik üstümüze gecenin karanlığını. Telde kalırdı uçurtmamız, bilyelerimizse hep kayıp. Her gece bozguna çıkar, marş söylerdik. Dua küçük ellerimizin uzak ülkesiydi. Biz, o zaman ölen her yavru kunduzun geçkin bir kadına kürk olacağını bilmeyecek kadar temizdik. Gölgesine pençelerini takmış kentte adresimiz; hurma gölgesi, kullanılmamış çöldü. Korkularımızı son giden trenle göndermiştik. Bizden sorulurdu duvarlar ve sokaklarda habere volta büyütürdük. Yıkılan duvarlara yazı olurduk şehir kustukça bizi. Her sözümüz devrimdi, her bakışımız militan.

Devamını oku »

“UÇURTMAMI RÜZGÂR YIRTTI DOSTLARIM”

Deneme, Öykü by Mustafa Uçurum 7 yorum »

Bazı güzelliklerin mevsimi olduğuna inanırım. Ancak o mevsimde anlam kazanır o güzellik. Çiçek bahara, sararmış yapraklar güze, karpuz yaza yakışır. Mesela kışın ortasında manavların ortasına kurulmuş kendini ağırdan satan karpuzlara hiç yüz vermem. Yapay gibi gelir bana, plastik gibi görürüm mevsimsiz yapılan her şeyi.

Esip duran rüzgâra da en çok uçurtmayı yakıştırırım. Nazlı nazlı süzülen bir uçurtmanın ardına düşüp gitmek, onunla birlikte süzülmek bulutların arasında; tarifsiz bir mutluluktur. Hiç uçurtma uçurtmamış birine bunun mutluluğunu anlatmak imkânsızdır. Bazıları için boş iş, çocuk işi gibi gelir bu serüven ama benim için en önemli bir uğraştır uçurtma yapmak ve uçurtmak.

Çocukluğumda uçurtma yapmak şimdiki kadar kolay değildi. Öyle ince, hafif çıtalar bulmak, rengârenk kâğıtlarla uçurtmayı süslemek mümkün değildi. Uçurtma için özel ip falan da satılmazdı. Çıta yerine mısır calazı dediğimiz mısırın gövdesini, renkli jelâtin yerine gazete kâğıdını, yapıştırıcı yerine de annemize binbir yalvarmayla hazırlattığımız hamuru kullanırdık. Uçurtmanın kuyruğunu da yine kâğıtlardan yapardık. İpimiz de annemize çaktırmadan aldığımız yorgan iplikleri olurdu. Devamını oku »

GELİN EY MELEKLER

Deneme, Şiir by Eyüp Akyüz 4 yorum »

Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden.
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Böyle başlıyor Ahmet Muhip’in o enfes “Kar” adlı şiiri. Kar tadını şiir tadıyla birleştiriyor şair. Ne lezzettir ya Rabbim ne lezzettir karın ince ince yağışını seyretmek…

Kar: gelinliği dünyanın… Semanın yeryüzünü taçlandırdığı an.

Kar yağıyor şimdi sessiz sessiz. Huzur yağıyor desem yalan söylemiş olmam. Ekonomik sıkıntılar, siyasi problemler, politik çıkmazlar… Bütün bu dertler arasında o kadar güzel oldu ki karla buluşmak. Devamını oku »

SİLİNİR AYAK SESİM

Şiir by Eyüp Akyüz 2 yorum »

Kabirlerin genişliği düşer
Acıkmış çocukların aklına
Yağmur rahmeti, zaman vedayı getirir ayaklarımıza
Çöker makamlar, boğulur yaşlarımızla
Bir çağrıdır çıkagelir
Bembeyaz kokusuyla
Ve seslenir bir an durur da zaman:
Kokladın siyahı ve beyazı
Dön artık geriye.

MASALLARIMIZ ÇALINDI ÖNCE

Deneme by Eyüp Akyüz 13 yorum »

Maviye çıkardı çocukluğumuz. Ne yana dönsek umut, kime tutunsak vefa… Çaldılar ceplerimizden çocukluk ruhumuzu. Öksüz kaldı saksıda çiçek, bedende ruh, şiirde kelime…

Attila İlhan’ın “o eski heyecan ölür” dediği dizeye sarılıyorum sımsıkı. Ölmemeliydi heyecan. Profesyonelleşmemeliydi insan. Amatör kalmalıydı sevgi. Düzene alışmaktı çünkü profesyonellik, eyvallah çekmekti her şeye. Oysa amatörlük sıkı işçilik demekti. Gözyaşı demekti, emek demekti.

Masallarda gizliydi cesaret. İmkânsız denen şeyin aldatmacadan ibaret olduğunu öğrenirdik arabesk günler besteleyenlere inat. Artık her şey bitti derken bir peri beliriverirdi başucumuzda. Elinde sihirli bir değnek, dokunurdu ve dileğimiz anında gerçekleşirdi. Ya da lambadan bir cin çıkardı ve derdi: “Dile benden ne dilersen!”

Boşaltıldı kalplerimiz. Alıp gittiler güzel olan ne varsa, götürdüler geri getirmemek üzere. Acı gerçeklerle yüzleştirdiler çocuk yaşta minicik yüreğimizi. Devamını oku »

 Sayfalar:   1  2  3  4 »