ÖLÜM MENEKŞESİ

Deneme by Zahir Ertekin 4 yorum »

“Ruhunla kal ve bil ki vazifen kendi hususiyetini bilmektir.” - Abdülhak Şinasi HİSAR

En safi ve en gerçek olandan koparıyor buralara ait olan rüzgarlar. Buralara ait olmadığımızı görmek için ise, etrafında düne kadar gülümseyen ancak bu gülümsemeleri mazide bir hatıra olarak hafızada kalmış dostları yâd etmek yeterli olur sanırım. Çünkü ölüm, hakiki gerçeklerden biri olarak insanın vicdanında yerini garanti altına almış bulunmaktadır. Ne bir ayrılık korkusu ne bir torpil telaşı ve ne de nazlanmanın getireceği bir menfaat… O, başı dik ve minnetsiz, beklentisiz vazifesini hakkiyle yerine getirmektedir. Ne var ki, onun ikliminin hep soğuk tarafını hissetmiş olan bizler, yumuşak buyruklarına yelken açmada sıkıntı yaşamadayız. Oysa o, öyle güzel kokular ile gelir/miş/ki, yeniden doğmak isteyenlere sonuna kadar yardımlarda bulunma sözü verir. O, tarihi geçmiş ve miadı dolmuşları, bilmediğimiz frekanslardan öğrendiği ve bunu bizsiz ve sessiz ifâ ettiği için sürekli onunla aramızda münakaşa yaşanmıştır ve yaşanmaya devam etmektedir. Oysa o, çok kibar bir menekşedir. Temizler ve sahibine aynen iade eder. Rahatlatır. Ferahlatır. Yeni bir nefes olur eskiler için. Nazik ve kaprissizdir.

Güneşin batışını görmekten duyulacak üzüntüden ötürü, doğuşunu izlemekten doğacak zevki reddetmek doğru değildir. “Ölüm borcundan kaçınmak için hayat kredisini reddetme”nin doğru olmadığı gibi… Devamını oku »

KIRK YILDA BİR

Şiir by Zahir Ertekin 7 yorum »

Kendini beraberinde getireceğin bir üslupla gel
Gel ki henüz yalnızlığın intihar haberi yayılmadan
Kömürleri avuçlarında devşir buruşuk kelamın adının anlamıyla gel
Gel ki henüz önden çekişli yalnızlığın suratına taş bağlanmadan

Yalancı bir gemi gibi gel
Her gece ansızın bir mehtap doğurur tadında güneşin leylak bakışları arasında
Korkma her gece dediysem bunu kırk yılda bir olarak
Gelişini gülşen gibi garantiye bağlayarak
Bunu umudun hazinesine bir artı diye şerh düşerek
Gel diyorum Devamını oku »

SUS Kİ GÖZLERİM DİNLESİN

Deneme by Zahir Ertekin 2 yorum »

Susuyorum işte gör
Hayalde gör düşte gör.

Dostum!

Sus ki suskunluğun özlemin matemi olmasın. Sus ki, yazılanlar anlamlarından uzaklaşmasın. Yalnızlığının yardımına gelen sessizliği kovma ki, kadehine damlayanlar iksir tesirini yitirmesin. Sus ki, sana susmak yakışmasın.

Hani hayatın tuzu tadı kaçar ya, işte o zaman sus. Hani yitirirsin ya mahzen-i esrar-ı hayalini, işte o zaman sus. Sus ki, gazaplanmasın cihan.

Varlık sebebini anımsamana yarayacaktır suskunluğun. Tadın manasını yorumlayacaksın. Varlığa ve kendine ve bana ve ona daha farklı, daha da anlamlı bakacaksın. Kerâmetin sende olmadığını, asil nizamın bir parçası, nazzamın asaleten atanmış hizmetkârı olduğunu öğreneceksin. Sen susarsan susarım ben. Sen susarsan konuşur kainat. Lerzeye gelir hayat. Baykuşlar lâl kesilir sen susarsan. Leyla’nın tahtında sürmez ki hayat, böyle can kulağıyla dinlenen nağmelerin gürültüsü altında. Şeffaflık lazım suskunluğa. Sustukça konuşmak güzeldir. Susarak bağırmaktır iyi olan. Neden hâlâ anlamamak için ansiklopediler ve lügatler karıştırmadasın. Hayıflanma. Yaşadıkların sana münhasır değil. Yaptıkların ilk defa yapılanlar da değildir. Yaşatılanlar da ilk defa yaşatılanlar zümresinden değildir. Sustukça anlayan ve ağlayan bir beynin varlığından haberdar olursun. Devamını oku »

ÖZLEM

Deneme by Zahir Ertekin yorum yok »

Geçen gün çok sevdiğim bir dostumdan aldığım mektubun ilk cümlesini okuyunca coşku, irkilti, hüzün ve özlem gibi duyguları belki de en karmaşık halleriyle yaşadım ruhumda.

Cümle şöyle: ”Hiç kimse özlemiyorsa da özlemin güzel olduğu bir yerdir burası.” Taşı gediğine koyma diye buna derler herhalde. Yaklaşık bir aydır üzerinde hassasiyetle titrediğim, manasını ve yaşayabilme tarzını ruhumda hissettiğim ve bundan dolayı da yazmayı planladığım, hatta ilk paragrafını çoktan yazdığım bir mevzuya ne güzel açıklık getiriyordu bu cümle.

İnsanın mısralarda ve satır aralarında kendisini bulması ve sezmesi geçici de olsa güzel bir tat.”Tam da beni anlatıyor” lar önceki yaşayanların yaşadıklarıyla şimdikilerin paralellik arz etmesinden ibaret değil midir zaten.

Ne olursa ve nerede, ne pahasına olursa olsun böylesine geliştirisel ve hayata anlam kazandırıcı duyguları, özlerini muhafaza etmek koşulu ile yaşamak ve yaşatmak gerek. Yarın duygusuz kalmamak ve o duygulardan anlamıyor olmamak için… Bu gün vicdansızlığa duçar kalmamak için… Devamını oku »

OTUZ VAKTE KADAR VEYA GECİKMİŞ BİR RAMAZAN YAZISI

Deneme by Zahir Ertekin 1 yorum »

Volkanlar ne dillerden ne de gönüllerden süzülür otuz vakit… En kutlu vakitlerin adlarıdır bunlar… Susmak en çok bu vakitte sükûnet yayar gönüllere… Tebessüm gülistan, ağlamak baharistandır otuz vakit… Bir inkılâp gerçekleşir ruhun endamlı kapılarından içeri giren…

İçe doğru derinleşmenin, yolcu olmanın gereğini en iyi hissetmenin aşkını yaşar yürekler… Benlik kendi hevasını yitirir, heva kendisini yer bitirir bu vakitlerde… Fırsattır, heyecandır, yoldur, zamandır otuz vakit… Tam otuz mukaddes parça… Gözlerden süzülüp gönüllerde açan gökkuşağı ve mahya… Cana can katan, cesede ruh giydiren, anlamsızlıkları yırtan, anlam arayışını güçlendiren…

Otuz vakte kadar yerin ve göğün elleri semaa kalkıktır. Geceden başlayan rayiha sabahın enfes kokusuna karışarak güne yayılır. Gün gelir ‘bin ay’ kesiliverir, ‘kadir’şinas oluverir. Zaman tam da bu noktada rahmetin en sağanağına zemin olur. Devamını oku »

 Sayfalar:  « 1  2  3  4 »