YILDIZ RAMAZANOĞLU’NA SORDUM

Söyleşi by Ayşe Eyyüpkoca 3 yorum »

‘’ AHİRETİ ÖNCELEYEN BİR ŞEHİR ÜTOPYASI VAR İÇİMDE.’’
Şehirden başlayalım öncelikle.. Sahi nedir şehrin sinir uçları?.. Yıldız Ramazanoğlu’nun şehirle olan alakasını, ‘İçimden Geçen Şehirler’e gelmeden daha, ‘Bir Dünyanın Kadınları’nda da görüyoruz… Nedir şehirle olan münasebetiniz?

Şehir insanların bir arada yaşama iradesinin en üst düzeyde örgütlendiği yer olarak görülür her zaman. Şehir aslında bir tanıtım yeri. Burada insanlar nesneler fikirler bir gösteri gibi önümüzden akıp gidiyor. Hem içindeyiz hem herkes tek başına. Elde etme olanaklarıyla dolu cazibe merkezleri şehirler. Sonsuz gerilim ve rekabet mekanları. Devletlerin fikirlerin başarılarını sergilemeye kalkıştıkları saygın teşhir yerleri, güç nesneleri. Şimdilerde insanların tüketim biçimleriyle birbirlerinden ayrıldıkları bir yer. Nerede oturuyorsun, araban ne marka gibi. Bu inançlara dayalı ayırımı bile gölgede bırakıyor artık. Ahireti önceleyen bir şehir ütopyası var içimde. Dalalette ittifak etmeyen, önceki şehir ahalilerinin akıbetlerinden haberdar olan insanların başka insanlara merhamet ettiği şehirler dolaşıyor hayallerimizde. Işık hızıyla fetihler yapan müslümanların şehirlerin genel tarihi dokusuna müdahale etmeden saygı ve hoşgörü içinde adaleti yükselten, şehirleri geliştiren tutumları geliyor aklımıza. Sinir uçları ise gerilim alanları. Statülerin ürünlerin ve nesnelerin paylaşımında ortaya çıkan savaşta uç veriyor.

Her şey zıddıyla kaimdir kuşkusuz.. ‘New York ve Mekke.. Elektron ve Proton’ şimdiye kadar kağıt üzerinde de olsa, hiç yan yana gelmeyen (getirilmeyen) iki şehri yazdınız.. Ve tabiri caizse taşı gediğine oturttunuz.. Mekke ile New york nasıl geldi yan yana..? Yan yana gelmelerini gerektirecek nasıl bir olgu vardı?

Bir ay içinde sırayla iki sırlı şehre de ilk kez ayak basmak üzerimde derin izler bıraktı. İman ve teslimiyetin şehri Mekke’den sonra NewYork’ta meydan okumaya ve inançtan arınma iddiasına tanık olmak sarsıcı. Elini enerjisine götürüp iş çıkaramayan, zamana karşı kayıtsız, bir rehavet ve atalet içinde kaderini bekleyen İslam dünyası ile dünyada beyazlar ve üstün insanlar için cenneti yaratma iddiası arasındaki derin çelişkiyi çözmeye çalışıyordum 1998’de. Tedbirsiz tevekkülle, abartılmış bir “herşey kontrolümüz altında” kadere hükmediyoruz küstahlığı arasında. Aynı şehirlere tekrar gittiğim zamanlarda ise Mekke’nin akıl ve hikmetle yol alan ruhunun NY’lulara şefkat elini uzatmasının iyi olacağını düşündüm hep. Burada insan olmanın en tekamül etmiş halinin yaşandığı sanılıyor, son insan denilen liberal insanın cenneti gibi anons ediliyor dünyaya ama burada insanlar odalarında kimsesiz ve yapayalnız ölüp gittiklerinden bu ölüleri kazıyıp atmak için şirketler kurulmuş. Birörnek mutluluk reçeteleri, sağlık güzellik ve uzun yaşam vaadleri işe yaramıyor. İçin için çürüyor insan ruhları. Devamını oku »

BÜLENT AKYÜREK SÖYLEŞİSİ

Söyleşi by M. Fatih Kutan 14 yorum »

Türküler “Karpuz kestim yiyen yok” dedikten sonra “Halin nedir diyen yok” dizesini söyleyip ilgisiz gibi duran iki meseli birbirine hikmetle bağlar. Ben yazdıklarınızı en çok halk türkülerine benzetiyorum. Bülent Akyürek de alakasız gibi duran iki konuyu taş-gedik usulünce yazıya oturtuyor. Bunun sırrı nedir, nasıl yazıyorsunuz?
Bütün mesele budur zaten, alaka kurabilmek! Hakikatin peşindeyken sonsuz nesneye takılmaktansa bir malzemeyle düşünebilmek yararlıdır. Elinize bir at kestanesi alın, yıllarca tüm hayatı ve hayatın bütün düşünsel kıvrımlarını buradan inceleyin, geldiğiniz yere siz bile inanamazsınız. Küçük şeyler hakikat anlaşılsın diye vardır. Gözle görünemeyecek kadar küçülüp yok olan şeyler, ancak başka bir boyutta daha değişik bakışlarla anlaşılır olurlar. Dünyada birbiriyle alakası kurulamayacak iki şey yoktur. Bakın, insanlar yıllardır doğuyla batıyı kaynaştırmak için çabalayıp sentez dinleri kurmaya çalıştılar. Alakasızlıkta da alaka vardır. Misvakla vibratörün yan yana geldiği gün doğu ile batının da sentezi yapılmış olur. Böyle bir sentez kimin işine yarayacak merak ediyorum doğrusu…  Alaka kurmak böyle bir şey… Şimdi kurduğumuz alakadan yola çıkarak doğu batı üstüne tartışmamız daha sıkı olacaktır kanaatindeyim!

Taşı gediğine koymanın ahengi demiştik, iyi ama bunu nasıl yapıyorsunuz?
Her taş parçası yıkılmış bir duvarın yamasıdır. Bazen bir parça düştüğü için içeriye gün ışığı girer ve sizi başka bir yere götürür yada buradaki eksikliği doldurmaya çalışırken farklı yönlere giderek hakikate ulaşırsınız. Burada mühim olan ipuçlarını toplayabilmenin maharetine sahip olmaktır. Taşa bakıp gediği aramak da var, gediği inceleyip taşın izini sürmek de… İkisi de doğru yöntemdir ama seçtiğiniz yöntem sizin yazarlığınızın tarzını, arka planını yaratır. Mesele bu… Devamını oku »

Etiketler: ,

Modern Dünyaya Uyum Yasası

Şiir by Eyüp Akyüz yorum yok »

Hadi devam edelim. Ölümüne susalım.
Kısa cümleler kuralım hayata.
Kabul edelim yenilmişliği.
Direnişe, dirilişe nokta koyalım.
Ne kadar kelime varsa, kaç alfabe varsa su dökelim üstüne.
Ateşe verelim tüm bildirileri.
Kalbimiz unutsun bütün tehditleri, tedirginlikleri.
Laf olsun diye konuşalım illa da konuşacaksan.
Futboldan, son transferlerden bahsedelim.
Yeni çıkan albümlerden, hit parçalardan konuşalım.
Televizyon dizilerinin en heyecanlı anlarını paylaşalım.
Amerikan filmlerini anlatalım ayak bastığımız her karış toprağa.
Her fikre katılalım. Nasrettin hoca misali herkesi haklı kabul edelim.
İnternette sörf yapalım gün boyu.
Yakalım ne kadar kitap varsa.
Acıktık yemek yiyelim bolca.
Susadık su içelim kan kana.
Efkar bastı, sigaraya sarılalım.
Yağmur yağıyor, şemsiye açalım.
Yorulduk, uykuya dalalım.

Seçelim bir iki mısra:
Ölüm ki uzak bir ihtimal dağlarda
Yaşamana bak masmavi bulutlarda.

Ve toprak cevaben seslenir gür bir tonla:

Oynadın, oyalandın
Bir rüzgara kandın
Üzgünüm yenildin
Gel artık zaten benimdin…

MEDENİYET EKSENİ

Seyir Defteri by Ferhat Kalender yorum yok »

“Bütün medeniyetler çöktü. Sadece çöküşleri farklı şekillerde oldu; Doğu’nun çöküşü pasifken, Batı’nınki aktif oldu. Çöküş’te Doğu’nun hatası düşünmeyi terk etmesidir; Batı’nın hatası ise çok ve yanlış düşünmesidir. Doğu doğrular üzerinde uyuyor, Batı ise yanlışlar üzerinde yaşıyor.” diyor Seyyit Hüseyin Nasr. Bir sömürgeci tasavvuru olarak ortaya çıkan oryantalizm’in belki de en önemli fonksiyonu doğu dünyasının düşünme alanlarındaki boşluğu kendi tanımlarıyla doldurmasıdır. Çünkü özellikle 17. yüzyılın sonundan itibaren hikmetin bilgisini ve arayışını terk etmesi, toplumsal dinamikleri sağlayacak kutsal referansları dondurması (içtihad kapısını kapatması gibi), yönetsel açıdan dönüştürülebilir egemenlik anlayışını yalnızca askeri alana sıkıştırması özellikle ait olduğumuz Müslüman dünyayı üzerine doğru gelen sömürgeci dalgasına karşı savunmasız bıraktı. 18.yüzyıldan itibaren gelişen yeni batılı bakış, doğuyu, kendisinin çoktan geçtiği emekleme döneminde sayar ve ötekileştirdiği bu dünyayı adam edilmesi, terbiye edilmesi ve yönlendirilmesi gereken bir unsur olarak görür. Batılıya göre henüz akılbaliğ olmamış doğu kendi başına bırakılamayacak kadar yavan bir konumdadır. Bu yüzden doğunun kullanacağı her türlü entrüman, doğuluların zihinsel seviyelerine göre yeniden tasarlanmalı ve kullanıma sunulmalıdır. Bugünün dünyasına söz söyleyebilecek ehliyette görülmeyen Müslüman dünya, batılı kafanın öznesi olduğu bir yaşam hattında karantinada tutulmalıdır. Ünlü oryantalist Bernard Lewis’in deyimiyle, “İslam dünyasının haşmetli günleri geride kalmış”tır ve artık biz doğuluların “medeniyet adına sunacakları bir şeyimiz yok” tur. Bu bakış açısıyla egzotik, romantik ve acınası halinin ötesinde başka bir işleve sahip olmayan bir Müslümanın her türlü gereksiminin karşılanmasında başvuracağı tek bir üst makam bulunmaktadır o da Batıdır. Bu ötekileştirme vurgusu, öteki kabul edilenin aşağılanması ve bu aşağılanışın medyatik unsurlarla dünyaya servis edilmesi, üstün bir uygarlık tarafından dizayn edilmeye çalışılan yeryüzü cennetine yönelebilecek tehdidin ‘ipliğinin pazara çıkarılması’dır adeta. Dünya sömürge sistemini yeniden kurgulama yoluna giden Amerika Birleşik Devletleri’nin ‘yeni dünya düzeni’ ya da ‘büyük Ortadoğu projesi’ adı altında sürdürdüğü çalışmalar aynı zamanda rüştünü ispat edememiş gözüyle bakılan toplumların ıslah ve medenileştirme projesidir. Bu bağlamda modernizm oryantalist zihinde doğunun ‘işaretlenme’ aracıdır. Ekonomik sistem olarak kapitalizm, düşünsel  açıdan liberalizm, yönetsel olarak da demokrasi insanlığın (elbetteki batının) geldiği son muhteşem noktadır ve bunun ilerisi yoktur. Bu sunulan çerçeveye uzaklık ya da yakınlık kadar diğer toplumsal yapılar ilgi görür ve muhatap alınır. Özellikle Müslüman dünya yukarıdaki sistematiğin henüz başlarında sayıldığı için her türlü ‘ehlileştirme’ operasyonuna muhatap olmak durumundadır. Üstünde yaşadığı, çevresinde bulunan zenginliklere sahip olduğu halde onları rantabl olarak kullanma derecesine gelemediği için istenilen düzeye gelene kadar bu zenginlikler batılı eller tarafından kontrol altında tutulmalıdır. Batının ‘arındırılmış akıl uygarlığı’ elbette ki söylemine uygun olarak bir yeryüzü cenneti yaratmanın ve bu cennetin efendisi olarak hüküm sürmenin peşindedir. Makinalaşmış bir öngörüyle eşyaya ve tabiata bakan bir zihnin matematiksel komutlarla yönlendirdiği devasa bir düzenden söz edilebilir.
Yukarıdaki vurguları neden yapma ya da hatırlatma gereği duyduk;
Ortadoğu tanımından başlayarak bu adlandırmaların batı zihninin bir ürünü olduğunu bilmek gerekiyor. Tarihi çeşitli bölümlemelere ayırarak, kendine göre bir çağ tasarımı ortaya koyan batı, bu çağları kendi tarihi serüvenine göre adlandırırken, tarih yapıcı olarak kendini tarihin merdivenlerini tırmanırken bastığı basamakları diğer milletler olarak görmektedir. (İşin hazin yanı ise içinde Türkiye’nin de bulunduğu bir çok ülkenin okullarındaki duvarları bu tür izahlar içeren tarih şeritleriyle kaplıdır). Bunu oryantalist uygulamaların öteki saydığı milletlerin içine düşürdüğü vehimler olarak da görebiliriz. Merkezinde aşağılık kompleksi olan vehimler. Batı, Müslüman toplumlara adam edilmesi gereken toplumlar nazarıyla bakarken, Müslümanların tarihlerine, medeniyetlerine ve duruşlarına olan ilgisizliği ve itibarsızlığı ihanet noktasındadır ne yazık ki. Kapımıza kadar dayanan sıcaklığın/ateşin Türk, Kürt, Arap, Şii ya da Sunni demeden hepimizi yakacağının farkına varamayacak kadar körleşmiş bir ihanet. Sömürgenlerin taktığı ayrıştırıcı/ etnik gözlüklerle birbirimize  baktığımızda kaybettiğimiz kardeşlik, onur ve vefa olacaktır. Biz doğulular, biz aydınlığın çocukları, biz Müslümanlar çökmüş bir medeniyetin çocukları, bilmeliyiz ki çöken bir medeniyet doğrularıyla çökmüştür ve o doğrular her  zaman elimizden, yüreğimizden tutmayı bekliyor. Ve dua edelim ki sapmış bir topluluk haline evrilmeyelim bu günkü batı gibi. Çünkü yoktur kurtuluşu sapmış bir zihnin kendi kaosunda boğulmaktan başka.

 Sayfalar:  « 1  2  3  4