SAATLİ MAARİF TAKVİMİ

Deneme by Ömer İdris Akdin Yorum ekle

. imsak
Uzakta, çok uzakta çölün derinliklerinde, hiddetin kalbiyle konuşan bir adam yaşardı. Gözlerini bir kum fırtınası alıp götürmüştü. O günden sonra kum denizine bakmayı bilenler her kum tanesinin kısılmış bir öfkeyle kendilerini gözetlediğini hissedebilirlerdi.
- Zamanın başlangıcını gösterdiğinde sarkaç,  gölgeler düşlerde gezindiğinde ve güneşin ağarmış saçları kum tepelerini süpürdüğünde -
Bir başka adam içinde büyüttüğü yalnızlık ruhuna dar geldiğinde çölü sevgili bildi. Üzerinde ıhlamur serinliğiyle destursuz bir girişti bu.  Uzun bir sessizliğe düşmenin ürpertisini, kör bir geceden geçmenin tedirginliğini yazgı edindi. Oysa çölün sükûneti soğuk bir ceset kokusu gibi aktı genzinden. Öylesine direndi ve öylesine direndi ki, hiddetin kalbiyle konuşan adama rastladığında çekip giden aya karşı kasılmış bir öfke yumağıydı artık. Kaybetti.

. sabah
Perde açıldı ve şöyle bir ses duyuldu yeryüzünde, doğudan batıya dalga dalga yürüyen:
-  allah  en büyüktür. şaditlik ederim ki, allah’tan başka ilah yoktur. ve yine şahidlik ederim ki kalbimizin onuru muhammed allah’ın kulu ve sevgilisidir. öyleyse haydi dua etmeye ve yakarmaya. haydi özgürlüğe ve adalete. bil ki bütün kalbinle o’na yönelmek ve bütün kalbinle dua etmek, uyumaktan daha hayırlıdır. bil ki allah çok yücedir. yeniden bil ki o’ndan başka ilahımız yoktur! (amin)-
Enlemi ve boylamıyla dünya, kavi bir duruşa geçti.

.öğle
Gölgesi küçülmüş bir söğüdün altında, kendini, üzerine abanmış, çılgın güneşten korumaya çalışan bir kum saatine rastlamıştım. Oldukça sinirliydi, bir şeylerden korkuyor gibiydi. Gücü tükenmek üzereydi.
Önünde dikildim ve sana neler oldu insanların kadim dostu, dedim. Zaman ki senin ruhundur. Narin vücudundan düşen her kum tanesinin değeri paha biçilmez bir hazinedir. Gece ve gündüz ve onların arasında ne varsa senin kavline göre işler. Mutluluğun ve hüznün doruklarına seninle ulaşılmıştır. Ey zamanların sarrafı konuş benimle…
Cılız bir ses; Akreplerin peşinden koşan arsız yelkovanlar çağına dön de bir bak! dedi.

.ikindi
Haydi yeniden başlıyoruz, dedi, en yaşlıları. Son bir kez daha kontrol etti. Diziliş tamam. Sıra tamam. Bakışlar… Omuzlar… “Sırayı bozmadan öndekini adım adım takip edip yürüyeceksiniz.” Önce küçük adımlarla başlandı. Hız arttı; adeta uçuyorlardı. Güneşin kızıllığı dağın başucuyla oynaşıyordu.  Merhaba akasyalar… Selam koca çınar! Koşarlarken biri diğerine seslendi; ” Atlarken dikkat et. Ön ayaklar paralel, arka ayaklar yatay olacak!” 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ……. 38, 39, ! Atlayıp çiti geçenler dönüp arkalarına baktılar. Güneşi arkasına almış, başını rüzgara dayamış öylece duruyordu orada. Muhteşem bir görüntüydü. Yaşlıca olanı çıldırmış gibiydi. Etrafında homurdanarak döndü ve sonra atladığı çitin yanına gelip bağırdı; ” Ne duruyorsun hayvan! Atlaman için tören mi yapılması gerekiyor!” Hiç umursamadı bile Alaca. Ben, dedi, ” Bundan böyle kimsenin asabı bozulmuş düşlerine alet olamam, atlamayacağım!” Herkes öylesine şaşırdı ki, tarihlerinde rastlanmış bir olay değildi bu. Bütün gelenekler, görenekler, töreler donup kaldı. Kutsal bir görev için seçilmiş kırklar arasından çıkan bu bozguncu her şeyi alt üst ediyordu.

.akşam
Gölgem kayboldu. Ya da onu bir yerlerde unuttum tam hatırlamıyorum. Döndüm aramaya koyuldum. İhtiyar sokak lambasının altında zar zor farkına vardığım bir karartı görünce öylesine heyecanlandım ki koşup boynuna sarılmak istedim. Lakin yüzünde derin iz bulunan başka bir gölge tarafından hiç de iyi karşılanmadım. Beni tepeden tırnağı süzdü. Gayet nazikçe ona, kaybolan gölgelerin nerede bulunabileceğini sordum. ” Bu arayışın yolu bulmaya çıkmaz!” dedi gayet sert bir ifadeyle. Peki, dedim,  Gölgelerin dünyası nasıl bir dünyadır? İşte burada sır, bunu önce kendi gölgene sormalıydın, dedi; “Biz, insanların suç ortağıyız, lakin suçlu değil, dert ortağıyız dertli değil, aşk ortağıyız, aşık değil, mutluluk ortağıyız, mutlu değil.”
Titreyen sokak lambasının tükenen ışığına karıştı ve uzayıp gitti. O günden sonra, her gün batımında yaptıklarımın ve ertesi gün yapacaklarımın çetelesini tutmaya başladım.

.yatsı
Yüzlercesi buluştu. Gözleri taze ateşin cazibeli yalımından çıkmış gibiydi. Göklerin ötesindeki haberlere doğru yola koyuldular. Bulutları geçtiler, atmosferin bütün katmanlarını geride bıraktılar. Ay, yıldızlar, Samanyolu ve bütün galaksiler… Sonsuzluğun sonuna geldiler.
Ancak gördüklerinin dehşeti, gözlerindeki ateşi daha da harladı. Karanlığın ötesinde, hiçbir renkle adlandıramadıkları bir hâle, gittikçe genişleyerek yayılıyordu. ” Yoksa” dedi içlerinden biri, “Yanlış yere mi geldik?” Bir diğeri, “Hayır kutlular meclisi burada toplanırdı her zaman” diye sayıkladı ürpertiyle…  Dönelim, demeye fırsat kalmadan, uğultusu kulakları sağır eden bir fırtınanın ortasında sürüklenir buldular kendilerini; bir boşluktan daha derin boşluklara. Yakıcı çığlıklar atarak kaçıyorlardı. Varlıklarına anlam veren ateş bile cılız ve aciz bir ışık olarak kaldı. “Muhakkak” dediler; “Âlemler içre alemde çok önemli bir şey oldu.”
Döndüklerinde yeryüzünü kasılmış bir sancıyla kıvranır buldular. Âlemlerin ötesinde şahit oldukları hâle, çölün derinliklerinde, kutlular meclisinin tam da ortasında bir anneyi doğuma hazırlıyordu.






“SAATLİ MAARİF TAKVİMİ“ için 14 yorum var

  1. LeyL diyor ki:

    ve imsak…
    LeyL’siyah gözlerini arkada bırakarak en derununda,bilmem kaçıncı ıslaklıgında,Rabbine en yakın olduğu ana yeniden uyanmak telaşıyla fecre uyanır…en karanlık yerde bilirki hayatın en aydınlık zamanı başlamaktadır…ve bilirki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır..
    ve sabah…
    yüreklerin tekrar hayata uyanması gibi…gözlerde LeyLden kalma bir bulutla fecrin en has zamanına gülümseme vakti…gülümseki hayat sende haşr olsun…gülümseki Rabbin senle olsun…varlığının bir adı olsun…varlığın O’nun olsun…
    ve öğle…
    gün nedirki geceye hazırlıktan başka demişti bir veli…işte öğle zamanı…bir fırsat geçti eline…rabbinden izinlisin..kendini bile unutmuşken dünyevi telaşında…yorulmuşken…dinlenmeyi bile akledememiken sen ey adem…Rabbin seni andı ve hatırladı…biraz soluk alki…hayat dursun…biraz soluk alki hayat biraz gerinde dursun…
    ve ikindi…
    velasr zamanı şimdi…şüphesiz insan hüsrandadır…ziyandadır…iman edip salih amel işleyenler…hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna…
    dur bir düşün…birazcık…birazcık…
    ve akşam…
    güneş alev ışıklı gözleriyle ve hatta sözleriyle bizleri selamlıyor…o kavruk bakışlarında susuz kalmak mümkün değil…tut elimizden Yarab…sensiz bir hayat yaşanır gibi değil…
    ve yatsı…
    kaf ve nun…sonra sukun kün feyekun…beyazı karartan…ölüye can veren…kurumuş yaprakları tekrar yeşertene Hamd olsun…gecenin damarlarına gündüzün ışıgından damıtana…Hayysın sen…Hayy…

  2. veysel veli diyor ki:

    Gafil olmaz nimetinden işbu gündüzün eyler teyakkuz.
    Nice Leyli Seyri’nde Sefine-i Sufi Şarani vardır.

  3. LeyL diyor ki:


    (…)!

  4. LeyL diyor ki:


    !

  5. LeyL diyor ki:

    kısa mısraları kıskandıran uzun cümlelerin nerde?
    nerde veliyi deli kılan o hazinei kübra nerde?

    alışmadı bu yolda olanlar seni böyle görmeye…
    uçuşların ,kaçışların,avazların,hani nerde?

    hani düşünmedi değil bu fani deli nasıl konuşur diye
    acaba kısa metrajda ismetözele müridlik mi etse ne?

    :-)

  6. LeyL diyor ki:

    o gülen suratı ben koymadım bozuşmayalım yolcu…
    Yarab sen beni koru!!!öldüm ben…
    ))

  7. veysel veli diyor ki:

    Ya leyl ..!
    Ölme sen..!
    Ne’yin NEY’den gelmediğini de bilir bu deli.
    Ney’in NEY’DEN geldiğini de.

    Sen koymuş olsaydın da farketmezdi.
    Dosttan gelen surat asmayı bağrına basmayı bilir de
    Bu Deli.
    Bilmez ardında hinlik aramayı dost gülüşlerinin..
    Ya Leyli!.

    Ne yorarsak hayra yorarız illaki şer inad etmeye!
    Böyle bilir böyle söyler böyle eyler illa.
    Bu deli.

    Üç gülüş sen ekle..Beş gülüş te ben.
    Bir mecali kalır sa o gülüşün ne olayım ben.

    Şibli’ye Mürid olunmaz..
    La’ kin tebessüm edilir.
    Hallac u Minhac u Mirac u İnsan olub biz.
    Hasmımızla farz olur illa bu Cennet bize.

    Meğer ki kast itmesin mürüvvet hanemize.
    Gül kisvesinde.

    Söz …AH bu söz!.
    Yaraşmayı bilir de sevmez yarışmayı illa ki bir söz..

    Leyli!..
    Ne söyletir se O.
    Ne söylenir se O
    Ne söyleşir se O

    Uzun kısa dar geniş yüksek derin soğuk serin ılık sıcak.
    Hebsini havidir bu kucak.
    Ammaa.
    Yolcu da Yolcu Olacak illa.

    Yol yoktur deyu Yolda kalacak değiliz.
    Yol yapmayı da biliriz biz;
    Yol doğurmayı da..

    Vay babam vay!.
    HAYY!
    …………..
    Esfel-i Zeyl’im
    Mürid olunmaz.Mürşid olunmaz.
    Birbirine muhtac olan can u canan istisna.
    Ya Leyl’im!..Ya Leyl’im!..
    Mahzen-i va veyl im !..
    Ne olur sen de gül!.
    Sen de gül!.
    Bu Deli’ye!..
    Ne olur!.

    Wesselam!.

  8. veysel veli diyor ki:

    Taptuğ’un kapısında tapınmazuk Taptuğ’a
    Tapulduğun babında marz-ı hürrani vardır.

    Kapımızda kimseyi köle kılmazuk beli
    Fecr ü Gurub tabında tarz-ı harrani vardır.

    İsmet-i hariminden hicab etmez mi ismet?
    Yakzan u hem habında gayz-ı garrani vardır?

    Mürid nedir kim bilir mürşid a nın eyninde
    Umre ten sehabında ravz-ı kürrani vardır.

    Veli ya hiç uymadın hayrola hayr inşallah!.
    Bu Leyli de bil ki sen sırr-ı sırrani vardır.

  9. veysel veli diyor ki:

    “Bundan böyle ben!..
    Kimsenin asabı bozulmuş düşlerine alet olmayacağım!..
    Atlamayacağım!..

    “Bütün Gelenekler…Görenekler…Töreler donup kaldı..
    ….BU BOZGUNCU… herşeyi altüst ediyordu…”
    ………………………………………………

    İyi geceler bay gülen..

    Özür dileriz.
    Wesselam!.

  10. LeyL diyor ki:

    iyyake nagbudu ve iyya kenastaını telkin eder ummul kura
    teskin eder terbiye eder teveccüh eder kulubud daria

    çöle dön,köle ol lakin çöle damlayan bir zerre olma
    ölü ol,özü ol lakin nefsini dirilten olma…

    hicabı ne bilir mahcupluk katında bir dem almayan
    zehabında yitirir sehabını gayrı kalmaz bir an…

    vechi veliyi kim eyledi böyle bilmez bu fani…
    azarmı etti armağanmı eyledi ne diledinse duan olsun ya deli…

    hoş ol hoşnut ol hayy tecellisiyle abu hayat ol…
    gayrısı halden anlar değil,kendine kıyan değil kendinin kıyamı ol…

  11. veysel veli diyor ki:

    Bütüün büyük zamanların büyük mü büyük ismetli zatlarına.
    isyan etmeyi marifet bilmeseydi..
    Zaten deli olmazdı bu küçük sefil; acınası ve horlanası..
    Divane Deli..

    Hicab çıplağın nesine gerek!?
    İsmet-i Harim’i helak-u helal kılınmıştan beri..

    Kim sustura?
    Dinleyen mi var?

    Deli’yi..

    İyyake Nestain!..Öyle mi?!
    Çook görmüştür o iyyake nestainleri mızrak uçlarında..
    Bu deli..
    Ve el’an…
    Çook kan reva-n u zarif u revnak kalem uçlarında..

    Parmakuçlarından bari mahrum edilmek istemez bu deli.
    Çün Cibran-ı Halil’den öğrenmiştir beli..
    “Parmak uçlarındadır dudakları”…
    Deli’nin..

    Kendine acınıp duranlara Cennet vadeden tanrılara.
    Hiç inanmadı deli..
    Adına yakışanı yaptı.

    Delirdiği sanıldığı andan önce de..
    Deliydi deli.

    Önce diz çöküp sonra inanmadı deli.

    Önce inandı…

    Ve inandığı da mı deliydi ne?.
    Dikilmeyi öneriyordu önce.
    Qıyam et diyordu..
    Önce..

    Diz çökmesinde bile bir kıyamet gizlidir bu delinin.
    Ya Leyl!..

    Deli Doğulur..Deli Yaşanır..Deli Ölünür..
    Deli Dirilecek Olan da Yine Bu Delilik tir işte..

    Delil mi?
    Delil’e yaslanmaz bu Deli.
    Adı üstünde.
    Deli-l dir Zaten!..

    Lakin Şibli’ler bilmez bunu.
    Bütüün zamanların büyüükmü büyüük ismetli zaatları.
    Ne bilsinler niçin yılkı atlarıdır”Yılkı Atları”.

    Yine de sen hiç üzülme ya leyl!.
    Ağlama da..
    Bu deli senin yerine de ağlar.
    İşi nedir ki?.

    Biraz gülümseyecek oldu.
    O dahi yüzünde dondu.

    Bu deli o ravza’ya hiç gidemeyecek belki..
    Bir daha hiç böyle gülümseyemeyecek belki.
    Ama Hiç..
    Ama hiç..
    Ağlayamayacak ta eskisi gibi..
    Haykıra haykıra..
    Ya LEYL!
    ……………………………………………..
    ……………………………………………..
    İsmetlu Devletlu Haşmetlu ve Azametlu Türk!.
    Bu Deli sana gülemiyor bile!..
    Bunu da böyle bil e mi?…
    Wesselam!

  12. LeyL diyor ki:

    ne yüzündeki gülümsemeni askıya al…nede gülüşlerinin müsebbibi say bu faniyi…eğerki LeyL’dir diyorsa illa veli…o zaten bütün ağlayışların sebebi…ne ismetli zatlarla uğraşır bu fani..nede uğraşanlarla uğraşır…onun derdi başka dert diyebileceği dertler edinebilmektir gayesi…
    sen hep böyle kal ya deli…hep böyle…adı anılası…adın anılası…
    gayrısı halden anlar değil demişti bu fani…anlaşılamadım…
    ve canın sıktıysa canım, canı cıksın bu canın diye
    eklemişti bir deli…bilmukabele dost…ah minel dost…

    a sif!!!
    fi emanillah…

  13. LeyL diyor ki:

    zeyl…
    mim koydum cümleme lakin şunuda bil deli…ravzaya gidemeyeceğim dediğin ravzanın duvarlarında çınladı ismin…zahirde orda olmasanda batınında ordasın…müsterih ol sen oralısın…

  14. veysel veli diyor ki:

    Bu gice can-ı mahcur-u mecnun’a eyn-i canandan bir selam
    geldi.
    Mihr-i Can u acur-u sücun’a zeyn-i canandan bir selam geldi.

    Sıçra ey hüzn-ü mahzen-i mahzun’um venhar-ı vechi zül
    leyali’den
    Gam u gasavetin mahv iden ol mezmur-i kemandan bir selam
    geldi.

    Bela bedr ol edreng-i dildarına geri kalma hem Hayali’den
    Eşkin biz eyle kim divane-i divan-ı cem’andan bir selam
    geldi.

    Yumuley gözlerim süzülsün mahzen-i derunundan eşkinfaş et
    Hıçkır!.
    Haykır bile cuş et nuş-u ikram ile leyl ül el amandan bir
    selam geldi

    Kelam-ı Kibar kılma Veli ya bir nida y ilen nadim eyler
    ki bu leyl.
    Titretir cidar-ı hüceyranı hücre-yi ravza-yi nur-ul
    imandan bir selam geldi.

    Hayy!!!!!!!
    Allah!.
    Huu!!..

Yorum Ekle