BOL ‘Ç’ Lİ ALAFRANGA HAFAKANLAR

Kategorilenmemiş by Dinçer Ateş Yorum ekle

Belki Haşim gibi kendimden kaÇıyorum, Çirkinliğimden; belki gece bir siyah ışıkla aydınlatıyor dünyayı da, ancak bu tablonun karanlığında hüviyetimi buluyorum. Yazık ki cumbalı bir evin sofasında, işlemeli tüllerden sızan güneşler yok artık. Şimdi alaturka bir huzur yerine alafranga hafakanlar üşüşüyor başıma.

Yağmur yağsa aklanıp paklanacak belki köhne iÇim. ” En iyisi yarım kalmış bir şiiri bitirmek” derken hep işi bitmiş şiirler Çıkıyor karşıma. Buruşturup attığım her kâğıt, potaya aşinalığıma rağmen, yine etrafında kalıyor Çöpün.
Anlaşılan şairlik yok bu gece, ancak şair gibi Çarmıha gerilmek var. Böylece teğet geÇiyorum mısraları ve mısralar satırlara ulanıyor. Satırlarsa bayındırlıktan öte. Yanlış yapılmış statik hesaplarıyla üzerime yığılıyor kelimeden tuğlaları.

“sesimi duyan yok mu? “

Alfabenin tüm sesleri karşımda; bense sevgilinin saÇı yerine “Ç “nin Çengeline takılarak günah Çıkarmayı yeğliyorum bu gece.

Yazsam diyorum “Ç “lerimi… Çorak ile Çamur arasında mahsur kalmış Çelişkilerimi ki; her ikisinden de can peyda olmaz.
“Ç “nin noktasının bir yıldız gibi parlayışına kamaşıyorum ve neden bildiğim halde şaşırıyorum Zühre Yıldızının hikâyesine? Kandığımız şeyler ise güzel, en has güzellikler niÇin kaldıramaz bizi de temaşa edip geÇeriz?  İşte tam bir temanın ucundan tutmuşken yine “niÇin” tam ortasında Ç pis pis sırıtıyor, kudurtuyor beni.

Yazsam diyorum Çehreleri… “Hey gidi görklü dünya!” Sen bir maskeli balo… Lakin ‘hangi’nin altında kim? Anlayamadığım değil, kabullenemediğim sorudur bu. Derken en maskesiz yanları ile Arnavut kaldırımlardan akan, bir su gibi billur, hayallerde kalmış şarkın maskesiz insanları geliyorlar aklıma.  Evet, ruhumun rüzgârları oradan esiyor. Oysa burasında zamanın, tam ortasında katıştırıyor hayat beni radyasyona. Karaya düşen balık gibi iğreti, sarılıyorum günahlarıma.
Çark sesleri kulağımda. Ahşap “t” si gibi değil, metal bir ses Çıkarıyorlar hanÇer(e)lerinden:

“Çırum Çırak Çırum Çırak
makinalaşmak is-te-mi-yo-ruuum!”

Bu Çarka Çomak sokabilir mi maskesiz insanları şarkın? Kulağının dibindeki Çan sesleri ile sağırlaşan bu “Kuazimado”ya nasıl bir duyusal derman olabilir tarihin “taaa”sındaki atalar? Aguste  Comt’un canı cehenneme derken ayağımdaki Çarıktan oldum. Haayır! Çantamdaki kitaplarla pozitivist olamam. Çünkü bilinÇ; bazen türküleri yavan bir pop havasına boğar.

Yazsam diyorum Çıkmazlarımı… Önümdeki duvarları aşsam; “hayat duvarlar aşmak iÇin değil, ÇiÇekler aÇmak iÇindir” Çıkıyor karşıma. Oysa duvar diplerini eşeleyen köstebekleri Çok önümde görünce, üzülmez miyim bir Çınar gibi olduğum yerde duruşuma? Ya da bir Anka ruhu ile uÇsam duvarları; varlarım ve arlarım kirlenmez mi? Bu değneği kim tutuşturdu elime, hangisi sakal ve tüküreceğim bıyık nerede?

Yazsam diyorum Çatışmalarımı… “Halil İbrahim’inkinden kalkıp Çakallar sofrasına oturan bir neslin Çocuklarının Çatışmalarını hangi kalem yazabilir?” sorusunun cevabı bende değil…

“Ey sevgili!”
Bizi sana ihanet etmeye zorlayan

düzen/ düzen ve duygu solduran, seyirtken kurtlarıdır.
İstersen Çarmıha ger beni. Lakin ruhumdaki
şeytanı Çıkar.

Yine iÇimdeki anarşizanın hükmündeyim işte:

“ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum Çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.”

diyorum lakin Bürütüs Çok hem Sezar yok… Anka ruhumu ve  sorularımı Çıkınıma kıstırıp yürüyorum yine güzergahı değişmeyen trene.

geÇtiğim her bahÇe tarumar
bir yanımda ilk hedefim temiz sular. İleri!
bir yanımda yaşasın bataklıklar!

Bana iÇimi, ciğerhun iÇimi Çekmek düşüyor kalemden. Mürekkep kuruyunca; yarı şiir, yarı öykü, yarı oyun, yarı müzikal bir karmaşa alıyor yerini:

Kızlar Korosu:

yanıyor dünya
dönüyor dünya

Erkekler Korosu:

yaşıyor adem
kaşıyor adem
aşıyor adem
koşuyor adem
kaÇıyor adem
-en nihayat-
düşüyor adem

Çocuklar Korosu:

tutuyor Allah
-vah vah vah vah-
haydi yallah

Seyirciler:

hah
hah
hah
hah






Yorum Ekle