MASAL

Öykü by Akif Çelik yorum yok »

Torbasına yıkıntılar arasında bulduğu birkaç kitabı ekleyen gezgin daha önce bir kayıkçıyla hasta bir adamın yaşadığı rivayet edilen viraneden ayrılırken sevincini toparlayamıyordu kafasında. O gece epey yol aldıktan sonra bir hana rast geldi. Masraflarını ödedi, yemeğini yedikten sonra odasındaki masaya kurulup bir yol evvel kitaplara bakmaya koyuldu. İncelediği her kitabın boşluklarınca kara kalemle yazılmış cümleler çekti dikkatini. Yazılanların hepsini not defterine yazmayı bitirdiğinde handaki üçüncü gecesinin parasını ödemesi gerekecekti. Parası yeterli gelmediğinden kitapları hancıya bırakmak zorunda kaldı -not defteri dışında-. Karakalemli satırlar birleşmişti şimdi. Hepsini baştan okumaya koyuldu kitaplar bir gece daha handa kalmasına karşılık gelmişti. Kuşkunun bin bir türü ile donanan akıl geçmişle bağını henüz koparamadığındandır ki; yazılanların sıcaklığı saptanamamıştır henüz. Olayların alınmak istenen tarafı ya da durumlardan çıkarılması gerekenler bir anda serilse ya beyin kıvrımlarına. Yüklenmenin ne kadarı zarardır bünye için ya da kimsenin kestiremeyeceği soruları yazıya zerk etmek kimin için hangi meyveyi dalından koparmaktır. Soru cümlelerinin sonuna soru işareti gelir ki o kanca ayrıca beyne takılıp kan akıtsın yeryüzüne. Yeryüzü, kuşların ayaklarının anlam kazandığı liman… ‘Beyaz bir sayfa üzerinde ilerlemek tıpkı’ diye başlıyordu cümle ‘içtikçe ve yazdıkça kendi limanlarına demir atıyor gemilerimiz’ diye devam ediyordu ve yarım kalışımız böylece başlıyordu. Bir şeylere çare ararken hep, çare unutulup aranan şeyin kendisi başka bir sorunun kaynağı olunca (soru ve sorun), iklimler de anlamını yitiriyordu. Bir cümleye başlanmışsa, cümlenin devamı o cümlenin başıyla bağlantılı olmalı mı ki bu cümlenin sonu da ayrı bir telden çalarak kendini inkâra yol açıyor. Kaç kez daha zehirleneceğiz bu akşam soru işareti. “Akşam en güzel masaldır, iyi anlatılırsa…”

Devamını oku »

UZAK

Öykü by Akif Çelik yorum yok »

Uzak bir masal ülkesinde bir prenses yaşarmış. Masal ülkesinin uzak oluşu da bundanmış. Okuduğu her kitapta kendisinden bir şeyler bulduğunu görerek sevinen prenses uzaklık kelimesinden de uzak oluşundan olacak; yaşadığı her ana bir parça mutluluk serpiştirebilmek adına cümlelerini uzatır da uzatırmış. Uzun geceler boyu yalnızlığını muhkem bir elbise edasıyla gözlerine giyinen prenses, gözlerini uzaklara diktikçe yaşamının gözlerden uzak yanını görmeye başlamış.

Okuduğu kitaplara gelince, o kitaplar günlerce süren yürüyüşlerinin birinde rastladığı bir viranenin hediyesiydi kendisine. Okumayı nasıl bildiğini ise kimse sormaya cesaret edemediğinden (ya da soracak kimse olmadığından), nasıl okuyabildiği netliğine kavuşmayan uzak bir soru olarak duruyordu tozlanmış rafların birinde. Ağaçların renginde olan iki kitap, toprağın rengine bürünmüş üç ve gecenin rengiyle ıslanmış yalnızca bir kitap vardı. Devamını oku »

RÜYA

Öykü by Akif Çelik yorum yok »

Günler ve gecelerce süren düşüncelerinin ardından kararını vermişti. Yeni bir soluğu içerisinde barındıran tek şey yolculuktu. İnsanlardan uzak(ama hepsinden) bir yer aramaya koyuldu. Yöntem olarak saptadığı durum birilerine adres sorma şeklindeydi. Her karşılaştığı insana en yakın kasabanın yönünü soruyor; insanlar hangi yönü gösterdilerse tersi yöne doğru ilerliyordu. Böylelikle on dört gece ve on beş gün neredeyse durmaksızın ilerledi. Bir dağ eteğine varmıştı. Ağaçların altından ilerlemek zorunda kaldı ki yağmur yağıyordu. Neden sonra bir kulübeye rastladı ki okuduğu öykülerde de çok kulübeye rastlamıştı. İçeride yaşlı bir adam uzanıyordu, kapıyı çaldı, içeri girdi ve yatağın başına çömeldi. Adam konuşamıyordu fakat her halinden çok hasta olduğu belliydi. Kendisinden bir bardak su istedi, o da suyu uzattı. Daha suyun yarısını içemeden bardak elinden düştü ve yaşlı adam hayata gözlerini yumdu. Kulübeye, yaşlı adama ve ölümüne dair başka hiçbir bilgiye rastlamadı. Sanki adam ölmek için onun gelişini beklemişti. Kulübenin hemen arkasına gömdü adamı. İçeriyi kendisine göre düzenleyerek orada kalmaya başladı.

Devamını oku »

MÜTEŞABİH

Şiir by İbrahim Tökel 3 yorum »

İnsan müteşabih bir ayettir
Cinnet yazılı bütün sahifelerinde

Daha bir kaç gece önce
/Dönüp dönüp/
Pike yaparken kendime
Bana “hiçbir şey” oldu
Öyleyse ha ben
Ha aşk
Ha o dipsiz kuyu

Şair-sen
Bir kelime bul kendine
Sonra onu
Yalnızlığın sularında yuğ
Bir çocuk yap kendine
Yani bir kadın
Kadınlar kadınlar Allah’ın elleri
İnsan müteşabih bir ayet,
Secde: tanrı ile insanın öpüşme yeri

YÜREK YORULUNCA

Deneme by Ayşe Eyyüpkoca 7 yorum »

Tüm patavatsızlıklar yerin dibine girsin…

Hiçbir şey gönlümde büyüttüğüm kadar saf değil. Hiçbir şey senin kadar masum değil içimde ki çocuk. Kim demiş sadece dumanlı dağlara kar yağar diye. Tüm karlar gönlüme yağar asıl. Ardından buzullar oluşur eteklerimde. İlmek ilmek dokunur damarlarıma simsiyah sözcükler. Her kelime dağ olur gönlümde. Her kar tanesi bir aşk türküsü… Notaları yoktur bu türkünün. Bu türkünün notaları ikinci cemre düşende gönle, yeniden bestelenir.

‘’Aşk ebruli bir tebessümdür kalbime.’’

Sonrası mı ?

Koyu bir sessizlik.

Ardı sıra bir yıldız kayması…

Yürek patlaması.

Devamını oku »