ERBAİN

Şiir by Ayşe Eyyüpkoca yorum yok »

’’ canım öksüz bıraktı göğümden aktı cânım

ölümsüzlük tacını başına taktı cânım ’’

şimdi ben ucûbe bir hayatın kıvrımlarına tutunmuş sessizce ölürken,

her gece mayın döşeli uykular geçiyor benliğimden..

kâle değer korkular yaşıyorum.

toprağın yedi kat dibinde kalıyor düşlerim. ki gidişin hüzün deryası kalbimi sarsıyor..

delikli ve elim…

gurbete mi benzedi memleketim..? niye ki, kavuşmayı sayıklıyor dilim..

bu bir bekleyiş midir yoksa tükenmişlik mi?

uzaklardan duyulanlar doğru mu? yoksa benim mi olmadık masallara inanasım geliyor…

ah şu deli kalbim..!

ümmi aşk mı büyütüyor, yoksa bilgece mi seviyor?

kuşlarda mı yorulmuş ahrazım..,

neden ucu yanmış mektuplar gelmiyor…?

neden her şey bir parça ihanet kokuyor?

oysa erguvan renkli kalbine inanmasam hala… kim bilir hangi cinnetin eşiğinde soluklanacam.

konuşun erenler!

bu kaçıncı erbain çıkarışım.. bu kaçıncı devrilişi ereklerin…

Devamını oku »

GEÇİŞ ÜÇLEMESİ

Deneme, Şiir by Ayşe Eyyüpkoca yorum yok »

‘sen’

geçilecek her ne varsa önümde, geçmekteyim ortasından.. hazar, yedisu, iğdeler, nar çiçekleri, yediveren.. şehre sinen elma kokusu, en çokta portakal.. geçeceksem böyle, böyle delikan.. boynunu vurmalıyım fundamental imgelerin. mordan ve ötesinden bir simerenya kurmalıyım.. daha fazlasına yoktur gerek..! adım rüzgar. benim rüzgar; çatılar uçurmaktayım.. tuğladan, kerpiçten çatılar! dokunmaktayım şivekar bir gül zülfüne… ve fırtınadan sessizliğe.. bilemem, esersem ne yana eserim.. bakarsın yüzüne eserim.. eser de geçerim…

ne varsa geçilecek, bırakırım darmadağın..benden sen’e geçerim!

‘ben’

bir tahammülden geçmekteyim.. kırarım hoyratlığı, yıkarım pervasızlığı .. bir tahammülden geçmekteyim ey!.. içim dar, yer ve gök dar.. gönenmiş bir yarım yok.. aşk için; yoktan geçmekteyim, vardan, yârdan.. tanıdığım, tanımadığım.. duyduğum, duymadığım.. gördüğüm, görmediğim.. dokuduğum, dokunmadığım.. yediğim, yemediği.. her ne varsa kıyıda köşede hepsinden geçmekteyim.. benim aşk!..

benden, senden ve en çok da ondan geçmekteyim…! şafak vaktiydi bir kere.. bir kereydi.. her kereye bedeldi.. saçlarının kıvrımında tülden branda gördüm de züleyhanın.. bir katıksız elem.. ağır aksaktım.. ama yine de geçtim. ve neden sonra poyraza, uğultulu bir hâle döndüm.. ve bir vakit, kaç asır sonraydı bilemediğim, geçerken memleket/in üzerinden, bir gelin kalbi gördüm fanusta.. benzettim züleyhaya.. ah, nasılda duramadım..! bakamadım öyle doya doya.. o gün bugün, aristokrat bir geçişle geçtim her ne varsa, bir gelin kalbinden geçtikten sonra…!

‘o’

bir uçurumdan geçmekteyim.. diri kalmaya cesaretim yok! köpük köpük baldıran suyu içmeliyim.. ben; üçüncü!.. muğlak düş.. mutlak hezeyan.. korkuyu küle çevirdim hemen sonra.. kendi cesedime mektuplar yazdım.., bir veda mektubu havasında.. ironik travmalar geçirdim. ve böylece geç-tim uçurumdan…! bir geçişle, kendimden geçtim..

TARKOVSKİ’NİN DÜNYASI

Makale by Cem Gençoğlu yorum yok »

Rus asıllı yönetmen Tarkovski sinema anlayışını anlattığı “Mühürlenmiş Zaman” adlı kitabının başındaki şu ifadelerin bulunduğu bir mektuba yer veriyor; “Bu ne zevksizlik, ne saçmalık! Ne  iğrenç bir şey! Bence filminiz tam bir fiyasko!. Seyirciye biraz olsun yaklaşmıyor bile, oysa en önemli unsur seyirci değil midir.?”
Bir sanat adamının özellikle de popüler bir sanat olarak kabul edilen sinema sanatçısının zoruna gidebilecek en ağır eleştiriyi sanırım eleştirmen değil seyirci yapar.
Yapıtın anlam boyutunda seyircisi ile aynı noktalara ulaşamadığını hisseden yönetmen için film artık kopmuş demektir. Nitekim 1966 da çektiği filmi “Andrey Rubley”,  Rus film otoriteleri tarafından bir kaynak israfı, hatta halk için yapılması gereken bir sanatın Rusya’nın deforme unsurlarının portresini  ön plana çıkardığı iddiasıyla yasaklanmıştır. Sanatı hep bilmececilik ve elitistlikle suçlanmıştır. Filmlerinde alışıldık senaryo yerine uzun plan-sekansları tercih etmesi, popüler sinema anlayışının uzağında bir yer edinmesine neden olmuştur. “Ayna” ve “İvan’ın çocukluğu” filmi hariç tüm filmlerinde kurguyu reddetmiştir. Tarkovski’nin  sanat anlayışını özetleyen Engels’den yaptığı alıntı da onu  Rus otoriteleriyle barıştıramamıştır; “Sanatçı kendi görüşlerini ne kadar gizlerse  yarattığı sanat yapıtının değeri o kadar artar”
Devamını oku »

DÜNYAYA AĞIT

Şiir by Mustafa Karaosmanoğlu yorum yok »

yaşamak zorda kalmış bir tereddüttür efendim
bir medet bekleyen beklesin kalbinden
yeryüzünde hiç olmadığı kadar nadir
yer yüzümüzde
bir tutam tutkuyla yaratıldı
melekler katından düştük
indik nedamet çukurlarına
ve resmi evraklarla örtüldü ayıplarımız
çocuklar matbaa harfleriyle karşılaştı
ilk saatlerinde sabahın

bir masalın çekiciliğine yürüdü
kendini ağırdan satan her ne varsa
masalın ve saçmanın
çünkü aşkın ömrü
vakitsiz bir nefretle uzatıldı
çünkü
gitmekten gelen ayaklarımızda
nice yorgunluklar birikti sonra

Devamını oku »

KIZIL ELMA VE ÖTESİ

Makale by İbrahim Tökel yorum yok »

Türklerin AB macerasına tarihsel bir Türk obsesyonu (takıntı) olarak bakmak mümkün müdür? Bu yazıda böyle bir tarihsel okuma yapmak istiyorum. Türkiye’nin AB macerası üzerine çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Ancak bu serencamın tarihsel arka planı kanımca fazla irdelenmedi. Türklerin Avrupa ile olan dansını otuz, kırk ya da seksen seneye sığdırabilir miyiz? Bu sergüzeştin yüzlerce yıllık bir arka planı yok mu?

Bu soruları sormak kaçınılmazdı. Çünkü AB gibi, Wallerstain’da belirttiği gibi bu hayati meseleyi, kimleri ekmek kapısı, kimileri daha demokratik ve çağdaş rüyaların gerçekleşmesi, kimileri ise kendi içindeki hesaplaşmaların havalesi olarak görüyor. Ancak bütün bunların ötesinde  tarihsel skala gözden kaçıyor. Türkler bin yıldır Avrupa’ya yürüyor. Bu yürüyüşün psiko-sosyal sebepleri ve sonuçları irdelenmeden Avrupa ya da AB ile ilişkilerin tam bir muhasebesi kanımızca yapılamaz.
Türklerin, hadi daha yumuşak bir ifade ile Türk toplumunun Avrupa ile münasebetlerini ne şu an iktidardaki partiye, ne genç Türkiye Cumhuriyeti’ne ne de Osmanlı’ya indirgeyebiliriz. Bu toplumun şuurunda olup olmadığını dahi kestiremeyeceğiz bir tarihsel Batı yürüyüşünden bahsetmek mümkündür. Ancak bu yürüyüş, iradî veya şuurlu bir yürüyüşten ziyade iç güdüsel bir harekettir. Orta Asya bozkırlarından çıkan Türk boyları Batı’ya yöneldiler. Yürüyüş böyle başladı. Ardından Müslüman Türkler yine Batı’yı kendilerine hedef olarak seçtiler. Selçukîlerin Anadolu fethi ve Osmanlı’nın Balkan ve Orta Avrupa hırsı bu tarihsel yürüyüşün neticeleridir.
Devamını oku »